Yeni bir yıl denildiğinde, sanki herkes aynı anda hafiflemeliymiş gibi bir beklenti dolaşıyor ortalıkta.
Takvim değişince, yüklerin de kendiliğinden azalacağına inanmak istiyoruz.
Oysa insan, bir yıldan diğerine geçerken yanına aldıklarını seçemiyor
çoğu zaman; pişmanlıklar, yarım kalmış cümleler, söylenememiş sözler de bizimle geliyor.
Yine de her yılın başında içimizde, açıklamasını tam yapamadığımız bir kıpırtı beliriyor.
Belki de umut dediğimiz şey, tam olarak bu: hiçbir şeye rağmen vazgeçmeyen o küçük hareket.
Yeni umutlar derken büyük hayallerden söz etmiyoruz çoğu zaman.
Daha çok, biraz daha dayanabilmek, biraz daha anlayabilmek,
kendimize karşı daha az acımasız olmak gibi sessiz dilekler bunlar.
Kimse yüksek sesle söylemiyor ama çoğumuz aynı yerden yaralıyız:
yetişememekten, tamamlayamamaktan, hayatın hızına ayak uyduramamaktan.
Yeni yıl, bu yaraların geçmesini vaat etmiyor belki; ama onları saklamadan taşımayı öğretebilir insana.
Belki bu yıl her şey yoluna girmeyecek.
Belki bazı kapılar yine kapanacak, bazı cümleler yine boğazımızda düğümlenecek.
Ama umut dediğimiz şey, tam da buradan doğuyor zaten.
Büyük değişimlerin değil, küçük fark edişlerin içinden.
Kendimize “artık böyle olsun” demekten çok, “bunu da ben yaşadım” diyebilmeyi denemekten.
Yeni yıl, belki de bize sadece şunu fısıldıyor:
Aynı yerden devam edebilirsin ama artık başka bir gözle bakarak.
Belki de yeni yıl, bizden büyük sözler beklemiyordur.
Daha iyi bir insan olmamızı, her şeye yeniden başlamamızı, geçmişi tamamen geride bırakmamızı…
Belki sadece şunu istiyordur: Durup biraz bakmamızı.
Nereden geldiğimize, neyi hâlâ taşıdığımıza, neyi artık bırakabileceğimize.
Umut bazen ileriye atılan cesur bir adım değildir; yerinde durup nefes alabilme hâlidir.
Ve insan nefes alabildiği sürece, her yıl biraz yenidir zaten.
Zaman geçer. Umut kalır. İnsan, kaldığı yerden ama başka bir bilinçle devam eder.
Yeni yıl,yeni umutlar…