Saat 03.01. Merkez üssü Gölcük 7,6 şiddetinde…
(Sesimi Duyan Yok mu?)
Depremden önce hava çok sıcaktı.
Ancak bu sıcaklık alışılmış değildi.
Bunaltıcı ve kasvetliydi. Gece uyuyamıyorduk.
Ev içinde dolaşıyor, bir türlü rahatlayamıyorduk.
Eşim de aynı durumdaydı. Sürekli, “Bugün hava farklı,” diyordu.
Bir süre sonra fark etmeden uykuya dalmışım.
Sabah Eşimi görevine gönderdikten sonra ev işleriyle ilgileniyordum.
O sırada dışarıdan bir ses duydum.
Deprem olduğunu, çok büyük bir felaket yaşandığını söylüyordu.
Hemen televizyonu açtım.
Gördüğüm manzara karşısında olduğum yerde kaldım.
Gölcük’te büyük bir deprem olmuştu. Şehir neredeyse tamamen yıkılmıştı.
Sadece Gölcük değil; İstanbul, Adapazarı ve Yalova da ağır hasar almıştı.
İletişim sağlanamıyordu. İnsanlar yakınlarından haber almaya çalışıyordu.
Arkadaşlarımın çoğu Gölcük Değirmendere’de oturuyordu.
Erdem telefonla arkadaşlarına ulaşmaya çalıştı, ancak kimseye ulaşılamıyordu.
Her geçen saat belirsizlik artıyordu.
Televizyon başından ayrılmadan gelişmeleri izliyor, dua ediyordum.
Saatler geçtikçe ölü ve yaralı sayısının arttığı bildiriliyordu.
Hastaneler dolmuştu. Ekrana yansıyan görüntüler yıkımın boyutunu açıkça gösteriyordu.
Televizyonda bizim oturduğumuz
Değirmendere Yüzbaşılar Mahallesi de gösterildi.
Kirada yaşadığımız mahallenin büyük bölümü yıkılmıştı.
Binalar çökmüş, sokaklar tanınmaz hâle gelmişti.
Oturduğumuz site ayakta görünüyordu; ancak karşıdaki binalar tamamen yıkılmıştı.
Bu binaların inşaatı biz oradayken yapılmıştı. Temelleri yetersizdi, kolonları zayıftı.
O dönemde de bu durum konuşuluyor, olası bir depremde sonuçların ağır olacağı söyleniyordu.
Deprem sonrası görüldü ki bu endişeler haklıydı.
Birçok binadan sağ kurtulan olmamıştı.
***
06 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri
Aradan tam yirmi dört yıl geçmişti.
Bu kez tarih 06 Şubat 2023’tü.
Türkiye saati ile 04.17’de, merkez üssü Pazarcık (Kahramanmaraş) olan büyük bir deprem meydana geldi.
Aynı gün saat 13.24’te, bu kez merkez üssü Elbistan (Kahramanmaraş) olan ikinci büyük deprem yaşandı. Depremlerin büyüklüğü 7,6 olarak açıklandı.
Bu deprem, 1999’da yaşanan felaketten daha geniş bir alanı etkiledi.
Hatay, Gaziantep, Adıyaman, Malatya, Kilis, Şanlıurfa, Adana, Osmaniye, Diyarbakır ve Elâzığ dâhil olmak üzere toplam on bir ilde büyük yıkım ve ağır kayıplar meydana geldi.
Her geçen dakika ölü sayısı artıyordu. Yaralı sayısı hızla yükseliyor, hastaneler yetersiz kalıyordu.
İnsanlar perişandı. Yakınlarına ulaşmaya çalışıyor, sokaklarda sağa sola koşuyor, bir umutla haber bekliyorlardı.
Soğuk, karanlık ve yıkım iç içeydi. Enkaz altında kalanlar için zamanla yarışılıyordu. Yardım çağrıları artıyor, sesler bir bir karanlığın içinde kayboluyordu. Türkiye bir kez daha büyük bir acıyla sarsılmıştı.
Bu deprem, sadece şehirleri değil, insanların hafızasını ve yüreğini de yerle bir etti.
Yüreğim daralıyordu. Ekranın başından bir an bile ayrılamıyordum. Dile kolay; tam on bir ilimiz aynı anda felaketi yaşıyordu. Binlerce insanımız enkaz altında kurtarılmayı bekliyordu. Bir yandan umutla bekliyor, kurtarılanları gördükçe yüreğimize az da olsa su serpiliyordu. Ancak ölenlerin haberleri geldikçe içim paramparça oluyordu.
Bu yıkım sadece bir ilde değildi. Düşünün; tam on bir il etkilenmişti. En çok da Hatay… Koca şehir yerle bir olmuştu. Her yer harabeye dönmüş, şehir yoğun bir toz bulutunun altında kalmıştı.
Tüm bunları izlerken kendi kendime soruyordum: Bu felaketin sorumluları kimdi?
O sırada çocukluğumun geçtiği Almanya gözümün önüne geldi. Orada böyle bir deprem yaşansa, bu kadar büyük bir yıkım ve bu denli can kaybı olacağını sanmıyordum. Yapı güvenliği ve denetimin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha acıyla düşündüm.
Ayrıca kurtarma ekiplerinin bazı bölgelere geç ulaşması, çok sayıda insanımızın hayatını kaybetmesine neden olmuştu. Ülkemizde yıllardır süregelen denetimsizlik, kalitesiz malzeme kullanımı ve para hırsıyla yapılan yüksek binalar, binlerce canın yok olmasına sebep olmuştu. Bu da acının bir başka boyutuydu.
Tıpkı Gölcük Depremi’nde olduğu gibi, kaybolan çocuklarımızdan hâlâ haber alınamıyordu. Kimileri kaçırılmış mıydı, kimileri enkazdan mı çıkarılamamıştı? Akıbetleri belirsizdi. Yetkililerin bu konuya bir an önce el atması gerektiğini düşünüyorum. Bu çocuklar hayatta mıydı, değil miydi? Eğer kaçırıldılarsa, nerede oldukları bulunmalıydı. Çünkü çocuklar geleceğin umududur. Bu vebalin hesabı, Yüce Allah’ın katında nasıl verilecektir?
Ben bunları düşünürken, daha önceden planlanmış bir imza günü ve söyleşi için Almanya’ya gitmem gerekiyordu. Önce iptal etmeyi düşündüm; yüreğim elvermiyordu. Ancak Almanya’da beni bekleyen, Atatürkçü Düşünce Derneklerinde hazırlık yapan gurbetçi kardeşlerimizi de üzmek istemedim.
O anda aklıma bir fikir geldi. Bu kez imza gününden elde edeceğim gelirin bir kısmını yol masraflarıma, bir kısmını da depremzedeler için AHBAP Derneği’ne bağışlamaya karar verdim.
İçim yanarak da olsa Almanya’daki imza günümü tamamladım ve ülkeme döndüm. Döner dönmez ilk işim İş Bankası’na giderek depremzedeler için açılan hesaba kazandığım paranın bir kısmını yatırmak oldu. Eve dönerken içimde az da olsa bir huzur vardı. Yapmam gereken kutsal bir sorumluluğu yerine getirmiş olmanın huzuruydu bu.
Yakın zamanda İzmir’de de deprem yaşanmıştı. Gölcük ve Kahramanmaraş depremi gibi olmasa da birçok bina yıkılmış, vatandaşımız yaralanmış ve hayatını kaybetmişti.
Artık yeter! Ülkemiz bu kadar acıyı hak etmiyor. İnsanların kaderi, gözünü hırs ve paraya bürümüş müteahhitler ve buna izin veren yetkililer yüzünden tehlikeye atılıyor. Yetkililerin bir an önce aklını başına toplaması ve gerekli önlemleri alması gerekiyor. İnsan hayatı bu kadar ucuz olamaz; biz bu acıları hak etmiyoruz.
Allah’ım, kimseye böyle bir acıyı yaşatmasın.
Deprem, sel felaketi ve orman yangınlarıyla çok acılar yaşayan bu cennet ülke bir daha cehenneme dönmesin.
Depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına ise sabırlar diliyorum.
Zeynep BATIMOR