Zeynep  BATIMOR
Köşe Yazarı
Zeynep BATIMOR
 

Eğitimli Kadın, Bilinçli Anne; Aydın Nesil Demektir

    Eğitimli kadın demek, bilinçli anne demektir. Bilinçli anne ise yarınlara umutla bakan aydın bir nesil demektir. O hâlde eğitim bir seçenek değil, bir mecburiyettir. Toplumun geleceğini şekillendiren annelerin bilinçle yetişmesi için sivil toplum kuruluşlarına büyük sorumluluklar düşmektedir. Kadına, sahip olduğu hakları hatırlatmak; onun güçlü, değerli ve söz sahibi bir birey olduğunu hissettirmek gerekir. Ona yalnızca anne olmayı değil, bilinçli bir anne olmayı öğretmek gerekir. Evladına nasıl sevgiyle yaklaşacağını, nasıl rehberlik edeceğini, nasıl koruyup büyüteceğini anlatmak gerekir. Çünkü bir annenin bilgisi, bir çocuğun kaderine yön verir. Aksi hâlde, her geçen gün artan şiddetin gölgesinde kalan kadınlar ve ruhsal yaralarla büyüyen çocuklar, toplumun sessiz çığlığı olur. Şiddet yalnızca bir bedene değil, bir geleceğe zarar verir. Sevgi ve güven ortamından mahrum kalan çocukların hem bedensel hem ruhsal açıdan sağlıklı bireyler olması zorlaşır. Oysa her çocuk, huzurlu bir yuvada büyümeyi hak eder. Bin bir vaatle yapılan evlilikler ne kadar sağlam olabilir? Temeli güvene değil de söze dayanan birliktelikler, çoğu zaman hayal kırıklığıyla son bulur. Boşanmayla biten evliliklerde en ağır yükü ise masum çocuklar taşır. Küçücük yüreklerde büyüyen kırgınlıklar, geri dönüşü zor psikolojik izler bırakabilir. Bu acı, yalnızca bir ailenin değil, bir toplumun da yarasıdır. Unutulmamalıdır ki eğitim sadece okul sıralarında başlamaz. Eğitim, anne kucağında filizlenir. Bir bakışta, bir ninnide, bir şefkat dokunuşunda şekillenir. Aile içinde atılan her adım, çocuğun karakterine işlenir. Mutlu bir yuvanın meyvesi olan çocuklar, özgüveni yüksek, vicdanlı ve topluma faydalı bireyler olarak yetişir. Çünkü sevgiyle büyüyen bir kalp, karanlığa değil aydınlığa yönelir. Bazen en mutlu ailelerde bile çocuklar, hayat arkadaşını seçerken anne ve babasını örnek alır. Özellikle kız çocukları için baba, ilk güven duygusudur. Babasında gördüğü saygı, sevgi ve merhamet; ileride eşinde arayacağı özelliklerin temelini oluşturur. Bu nedenle kız çocuklarının, babaları gibi bir eş istemesi en doğal hakkıdır. Çünkü insan, ilk gördüğü sevgiyi ölçü kabul eder; ilk hissettiği güveni hayatı boyunca arar. Sonuç olarak; güçlü kadın, güçlü aile demektir. Güçlü aile ise sağlam temeller üzerine kurulmuş bir toplumun en kıymetli hazinesidir. Kadının eğitimle güçlendiği, haklarının bilincinde olduğu ve evladını sevgiyle yetiştirdiği bir toplumda gelecek karanlık değil, umut dolu olacaktır. Ve o umut, bir annenin yüreğinde filizlenir. Çocuklarımıza sahip çıkmanın en temel şartı eğitimdir. Günümüz dünyasında hayat öylesine zorlaştı ki artık mesele, “doyurabileceğin kadar çocuk sahibi olmak” değil; “eğitebileceğin, koruyabileceğin ve geleceğe hazırlayabileceğin kadar çocuk yetiştirmek”tir. Çünkü bir çocuğu dünyaya getirmek kadar, onu bu karmaşık ve çoğu zaman acımasız dünyaya karşı hazırlamak da büyük bir sorumluluktur. Elbette bir çocuğun okula giderken, sokakta yürürken ya da hayatın içinde adım atarken her an peşinden gitmek, onu sürekli kontrol etmek mümkün değildir. Anne baba yüreği her daim tetikte olsa da insanın gücü sınırlıdır. Fakat çocuğa iyi bir eğitim verilirse, o eğitim onun vicdanı, aklı ve kalkanı olur. Eğitim, çocuğun tehlikeyi fark etmesini, doğruyu yanlıştan ayırmasını ve kendini koruyabilmesini sağlar. Peki nasıl bir dünyada yaşıyoruz? Her gün haberlerde karşımıza çıkan vahşet, kötülük ve merhametsizlik görüntüleri yüreklerimizi dağlamıyor mu? Özellikle savunmasız çocuklara ve hayvanlara yapılan zulümler, bir korku filmi sahnesi gibi gözlerimizin önünden geçiyor. İzliyor, üzülüyor, öfkeleniyoruz… Ama kendimize şu soruyu yeterince soruyor muyuz: “Bunların yaşanmaması için ben ne yapıyorum?” Belki de en büyük sorumluluğumuzun farkında bile değiliz. Oysa bu dünyayı güzelleştirmek de karartmak da insanın elinde değil midir? Bir sözle umut verebilir, bir davranışla örnek olabilir, bir eğitimle bir hayatı değiştirebiliriz. Silahların, öfkenin ve vahşetin yerine sevgi tohumları ekebilseydik… Merhameti çocuklarımızın yüreğine işleyebilseydik… Belki bugün ne çocuklar kaybolur ne hayvanlar sahipsiz kalırdı. Belki de sokaklar korkunun değil, güvenin ve şefkatin sesiyle dolardı. Unutmayalım ki çocuk, gördüğünü öğrenir; duyduğunu değil, yaşadığını benimser. Eğer biz sevgiyle konuşur, adaletle davranır ve sorumluluk bilinciyle hareket edersek, onlar da aynı yolu izler. Çünkü her çocuk, aslında yetişkinlerin aynasıdır. Bu yüzden eğitim yalnızca bilgi vermek değildir; vicdan kazandırmaktır. Eğitim, insan yetiştirmektir. İnsan ise merhametle büyür. Merhametin olduğu yerde ise ne zulüm barınır ne de sahipsizlik.  Öyleyse aydın bir nesil; şefkatle yoğrulmuş, sıcacık bir yuvada büyüyen çocukların eseridir. Ve o eserin mimarı, bilinçli bir annedir. Bir annenin yüreğindeki merhamet, evin duvarlarına siner; sözü nasihat değil rehber, bakışı korku değil güven olur. Şefkatle kurulan bir yuva, çocuğun ilk okuludur. Orada sevgi öğretilir, saygı filizlenir, vicdan kök salar. Bilinçli bir annenin ellerinde büyüyen çocuk, yalnızca büyümez; şekillenir, güçlenir, aydınlanır. Çünkü anne, evladının kalbine hem ışık hem pusula olur. O pusula doğruyu gösterdiğinde, çocuk karanlıkta bile yolunu kaybetmez. İşte bu yüzden aydın bir nesil tesadüf değildir. O nesil; fedakârlığın, bilincin, sevginin ve sabrın eseridir. Sıcacık bir yuvada atılan her sevgi tohumu, yarının umut dolu dünyasına dönüşür. Saygılarımla  Zeynep BATIMOR
Ekleme Tarihi: 12 Şubat 2026 -Perşembe

Eğitimli Kadın, Bilinçli Anne; Aydın Nesil Demektir

 

 

Eğitimli kadın demek, bilinçli anne demektir. Bilinçli anne ise yarınlara umutla bakan aydın bir nesil demektir. O hâlde eğitim bir seçenek değil, bir mecburiyettir. Toplumun geleceğini şekillendiren annelerin bilinçle yetişmesi için sivil toplum kuruluşlarına büyük sorumluluklar düşmektedir.
Kadına, sahip olduğu hakları hatırlatmak; onun güçlü, değerli ve söz sahibi bir birey olduğunu hissettirmek gerekir. Ona yalnızca anne olmayı değil, bilinçli bir anne olmayı öğretmek gerekir. Evladına nasıl sevgiyle yaklaşacağını, nasıl rehberlik edeceğini, nasıl koruyup büyüteceğini anlatmak gerekir. Çünkü bir annenin bilgisi, bir çocuğun kaderine yön verir.
Aksi hâlde, her geçen gün artan şiddetin gölgesinde kalan kadınlar ve ruhsal yaralarla büyüyen çocuklar, toplumun sessiz çığlığı olur. Şiddet yalnızca bir bedene değil, bir geleceğe zarar verir. Sevgi ve güven ortamından mahrum kalan çocukların hem bedensel hem ruhsal açıdan sağlıklı bireyler olması zorlaşır. Oysa her çocuk, huzurlu bir yuvada büyümeyi hak eder.
Bin bir vaatle yapılan evlilikler ne kadar sağlam olabilir? Temeli güvene değil de söze dayanan birliktelikler, çoğu zaman hayal kırıklığıyla son bulur. Boşanmayla biten evliliklerde en ağır yükü ise masum çocuklar taşır. Küçücük yüreklerde büyüyen kırgınlıklar, geri dönüşü zor psikolojik izler bırakabilir. Bu acı, yalnızca bir ailenin değil, bir toplumun da yarasıdır.
Unutulmamalıdır ki eğitim sadece okul sıralarında başlamaz. Eğitim, anne kucağında filizlenir. Bir bakışta, bir ninnide, bir şefkat dokunuşunda şekillenir. Aile içinde atılan her adım, çocuğun karakterine işlenir. Mutlu bir yuvanın meyvesi olan çocuklar, özgüveni yüksek, vicdanlı ve topluma faydalı bireyler olarak yetişir. Çünkü sevgiyle büyüyen bir kalp, karanlığa değil aydınlığa yönelir.
Bazen en mutlu ailelerde bile çocuklar, hayat arkadaşını seçerken anne ve babasını örnek alır. Özellikle kız çocukları için baba, ilk güven duygusudur. Babasında gördüğü saygı, sevgi ve merhamet; ileride eşinde arayacağı özelliklerin temelini oluşturur. Bu nedenle kız çocuklarının, babaları gibi bir eş istemesi en doğal hakkıdır. Çünkü insan, ilk gördüğü sevgiyi ölçü kabul eder; ilk hissettiği güveni hayatı boyunca arar.
Sonuç olarak; güçlü kadın, güçlü aile demektir. Güçlü aile ise sağlam temeller üzerine kurulmuş bir toplumun en kıymetli hazinesidir. Kadının eğitimle güçlendiği, haklarının bilincinde olduğu ve evladını sevgiyle yetiştirdiği bir toplumda gelecek karanlık değil, umut dolu olacaktır. Ve o umut, bir annenin yüreğinde filizlenir.
Çocuklarımıza sahip çıkmanın en temel şartı eğitimdir. Günümüz dünyasında hayat öylesine zorlaştı ki artık mesele, “doyurabileceğin kadar çocuk sahibi olmak” değil; “eğitebileceğin, koruyabileceğin ve geleceğe hazırlayabileceğin kadar çocuk yetiştirmek”tir. Çünkü bir çocuğu dünyaya getirmek kadar, onu bu karmaşık ve çoğu zaman acımasız dünyaya karşı hazırlamak da büyük bir sorumluluktur.
Elbette bir çocuğun okula giderken, sokakta yürürken ya da hayatın içinde adım atarken her an peşinden gitmek, onu sürekli kontrol etmek mümkün değildir. Anne baba yüreği her daim tetikte olsa da insanın gücü sınırlıdır. Fakat çocuğa iyi bir eğitim verilirse, o eğitim onun vicdanı, aklı ve kalkanı olur. Eğitim, çocuğun tehlikeyi fark etmesini, doğruyu yanlıştan ayırmasını ve kendini koruyabilmesini sağlar.
Peki nasıl bir dünyada yaşıyoruz? Her gün haberlerde karşımıza çıkan vahşet, kötülük ve merhametsizlik görüntüleri yüreklerimizi dağlamıyor mu? Özellikle savunmasız çocuklara ve hayvanlara yapılan zulümler, bir korku filmi sahnesi gibi gözlerimizin önünden geçiyor. İzliyor, üzülüyor, öfkeleniyoruz… Ama kendimize şu soruyu yeterince soruyor muyuz: “Bunların yaşanmaması için ben ne yapıyorum?”
Belki de en büyük sorumluluğumuzun farkında bile değiliz. Oysa bu dünyayı güzelleştirmek de karartmak da insanın elinde değil midir? Bir sözle umut verebilir, bir davranışla örnek olabilir, bir eğitimle bir hayatı değiştirebiliriz.
Silahların, öfkenin ve vahşetin yerine sevgi tohumları ekebilseydik… Merhameti çocuklarımızın yüreğine işleyebilseydik… Belki bugün ne çocuklar kaybolur ne hayvanlar sahipsiz kalırdı. Belki de sokaklar korkunun değil, güvenin ve şefkatin sesiyle dolardı.
Unutmayalım ki çocuk, gördüğünü öğrenir; duyduğunu değil, yaşadığını benimser. Eğer biz sevgiyle konuşur, adaletle davranır ve sorumluluk bilinciyle hareket edersek, onlar da aynı yolu izler. Çünkü her çocuk, aslında yetişkinlerin aynasıdır.
Bu yüzden eğitim yalnızca bilgi vermek değildir; vicdan kazandırmaktır. Eğitim, insan yetiştirmektir. İnsan ise merhametle büyür. Merhametin olduğu yerde ise ne zulüm barınır ne de sahipsizlik. 
Öyleyse aydın bir nesil; şefkatle yoğrulmuş, sıcacık bir yuvada büyüyen çocukların eseridir. Ve o eserin mimarı, bilinçli bir annedir.
Bir annenin yüreğindeki merhamet, evin duvarlarına siner; sözü nasihat değil rehber, bakışı korku değil güven olur. Şefkatle kurulan bir yuva, çocuğun ilk okuludur. Orada sevgi öğretilir, saygı filizlenir, vicdan kök salar.
Bilinçli bir annenin ellerinde büyüyen çocuk, yalnızca büyümez; şekillenir, güçlenir, aydınlanır. Çünkü anne, evladının kalbine hem ışık hem pusula olur. O pusula doğruyu gösterdiğinde, çocuk karanlıkta bile yolunu kaybetmez.
İşte bu yüzden aydın bir nesil tesadüf değildir. O nesil; fedakârlığın, bilincin, sevginin ve sabrın eseridir. Sıcacık bir yuvada atılan her sevgi tohumu, yarının umut dolu dünyasına dönüşür.

Saygılarımla 
Zeynep BATIMOR

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rotayonhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.