Gül Rüya Cintosun
Köşe Yazarı
Gül Rüya Cintosun
 

Gitmenin Mümkün Olmadığı Yerler

~~~~~~~~ Bazı kadınlar vardır; hayatı kendi seçimiyle değil, kendisine çizilen sınırlarla yaşar. Ailesinin ve eşinin arasında sıkışmış bir hayatın içinde, var olmaya çalışır. Çoğu zaman adı vardır ama sözü yoktur. Ne giyeceğine, kiminle konuşacağına hep başkaları karar verir. Ona düşen ise uyum sağlamaktır. Çünkü uyum sağlamazsa kaybedecek çok şeyi vardır: evi, çocukları, maddi güvencesi, hatta “iyi kadın” sayılma hakkı. Bu kadınlar baskıyı yalnızca bağıran seslerde ya da kaldırılan ellerde yaşamaz. Baskı bazen çok daha sessizdir. Sürekli hesap sorulan paralar, küçümsenen fikirler, görmezden gelinen emeklerdir. “Biz senin iyiliğini düşünüyoruz” denilerek yapılan dayatmalar, zamanla kadının kendi iyiliğini tanıyamaz hale gelmesine yol açar. Ne isterse istesin, yanlış olduğunu düşünmeyi öğrenir. Çünkü yıllar boyunca ona, kendi aklının eksik olduğu hissettirilmiştir. Aile baskısı çoğu zaman sevgi kılıfına bürünür. “El alem ne der?”, “Biz böyle gördük”, “Kadın dediğin fedakar olur” cümleleriyle büyütülür. Evlendiğinde bu baskı şekil değiştirir ama bitmez. Bu kez eşin beklentileri, ailesinin istekleri, toplumun yüklediği roller omuzlarına biner. Kadın, herkesin memnun olmasını sağlarken kendi ihtiyaçlarını ertelemeyi öğrenir. Erteledikçe kendisinden uzaklaşır. En ağır yük ise muhtaç bırakılmaktır. Ekonomik bağımlılık, kadınların en sessiz zinciri ve muhtaçlığıdır. Çalışması engellenmiş, kazancı küçümsenmiş ya da tamamen elinden alınmıştır. Gitmek istediğinde karşısına “nasıl geçineceksin?” sorusu çıkar. Kalmak zorunda bırakılır; ama bu zorunluluk, dışarıdan bakıldığında çoğu zaman “kendi isteği” sanılır. Oysa muhtaçlık, özgür iradeyi felç eden görünmez bir baskıdır. Bu şartlar altında yaşayan kadınlar zamanla kendilerini suçlamaya başlar. “Belki ben abartıyorum”, “Belki haklılar”, “Daha iyi bir eş, daha iyi bir evlat olsaydım böyle olmazdı” diye düşünür. Baskının en tehlikeli hali de budur: Kadına, yaşadıklarının normal olduğuna inandırılması. Böylece itiraz etmek yerine susmayı, kaçmak yerine katlanmayı seçer. Çünkü susmak daha az zarar verir gibi görünür. Ama bu kadınlar sadece mağdur değildir; aynı zamanda büyük bir direncin taşıyıcısıdır. Her şeye rağmen ayakta kalırlar. Çocuklarını korumaya çalışır, küçük mutluluk kırıntılarından umut üretirler. Geceleri herkes uyuduğunda, kendi içlerinde sessiz bir güçle konuşurlar. “Bir gün” derler. Bir gün kendi ayakları üzerinde durabilecekleri, korkmadan konuşabilecekleri bir hayatın hayalini kurarlar. Bu hayal, onları hayatta tutan en güçlü şeydir. Toplumun bu kadınlara sorması gereken soru “Neden gitmiyorsun?” değildir. Asıl soru “Neden gidecek bir yol bırakılmadı?” olmalıdır. Çünkü kimse, destek olmadan, güvenli bir alan olmadan, ekonomik ve duygusal bağımsızlık sağlanmadan baskının içinden kolayca çıkamaz. Bu kadınların ihtiyacı yargı değil; anlayış, dayanışma ve gerçek destektir. Unutulmamalıdırki bir kadını muhtaç bırakan her yapı, onun özgürlüğünü elinden alır. Ve bir toplum, kadınlarının suskunluğunu normalleştirdiği sürece adil değildir. Bu kadınların hikayesi utanç değil; görülmesi, duyulması ve değiştirilmesi gereken bir gerçektir. Çünkü bir kadın özgür olmadıkça, hiçbir ev gerçekten huzurlu, hiçbir toplum gerçekten güçlü olamaz. Gül Rüya Cintosun
Ekleme Tarihi: 03 Ocak 2026 -Cumartesi

Gitmenin Mümkün Olmadığı Yerler

~~~~~~~~

Bazı kadınlar vardır; hayatı kendi seçimiyle değil, kendisine çizilen sınırlarla yaşar. Ailesinin ve eşinin arasında sıkışmış bir hayatın içinde, var olmaya çalışır. Çoğu zaman adı vardır ama sözü yoktur. Ne giyeceğine, kiminle konuşacağına hep başkaları karar verir. Ona düşen ise uyum sağlamaktır. Çünkü uyum sağlamazsa kaybedecek çok şeyi vardır: evi, çocukları, maddi güvencesi, hatta “iyi kadın” sayılma hakkı.
Bu kadınlar baskıyı yalnızca bağıran seslerde ya da kaldırılan ellerde yaşamaz. Baskı bazen çok daha sessizdir. Sürekli hesap sorulan paralar, küçümsenen fikirler, görmezden gelinen emeklerdir. “Biz senin iyiliğini düşünüyoruz” denilerek yapılan dayatmalar, zamanla kadının kendi iyiliğini tanıyamaz hale gelmesine yol açar. Ne isterse istesin, yanlış olduğunu düşünmeyi öğrenir. Çünkü yıllar boyunca ona, kendi aklının eksik olduğu hissettirilmiştir.
Aile baskısı çoğu zaman sevgi kılıfına bürünür. “El alem ne der?”, “Biz böyle gördük”, “Kadın dediğin fedakar olur” cümleleriyle büyütülür. Evlendiğinde bu baskı şekil değiştirir ama bitmez. Bu kez eşin beklentileri, ailesinin istekleri, toplumun yüklediği roller omuzlarına biner. Kadın, herkesin memnun olmasını sağlarken kendi ihtiyaçlarını ertelemeyi öğrenir. Erteledikçe kendisinden uzaklaşır.
En ağır yük ise muhtaç bırakılmaktır. Ekonomik bağımlılık, kadınların en sessiz zinciri ve muhtaçlığıdır. Çalışması engellenmiş, kazancı küçümsenmiş ya da tamamen elinden alınmıştır. Gitmek istediğinde karşısına “nasıl geçineceksin?” sorusu çıkar. Kalmak zorunda bırakılır; ama bu zorunluluk, dışarıdan bakıldığında çoğu zaman “kendi isteği” sanılır. Oysa muhtaçlık, özgür iradeyi felç eden görünmez bir baskıdır.
Bu şartlar altında yaşayan kadınlar zamanla kendilerini suçlamaya başlar. “Belki ben abartıyorum”, “Belki haklılar”, “Daha iyi bir eş, daha iyi bir evlat olsaydım böyle olmazdı” diye düşünür. Baskının en tehlikeli hali de budur: Kadına, yaşadıklarının normal olduğuna inandırılması. Böylece itiraz etmek yerine susmayı, kaçmak yerine katlanmayı seçer. Çünkü susmak daha az zarar verir gibi görünür.
Ama bu kadınlar sadece mağdur değildir; aynı zamanda büyük bir direncin taşıyıcısıdır. Her şeye rağmen ayakta kalırlar. Çocuklarını korumaya çalışır, küçük mutluluk kırıntılarından umut üretirler. Geceleri herkes uyuduğunda, kendi içlerinde sessiz bir güçle konuşurlar. “Bir gün” derler. Bir gün kendi ayakları üzerinde durabilecekleri, korkmadan konuşabilecekleri bir hayatın hayalini kurarlar. Bu hayal, onları hayatta tutan en güçlü şeydir.
Toplumun bu kadınlara sorması gereken soru “Neden gitmiyorsun?” değildir. Asıl soru “Neden gidecek bir yol bırakılmadı?” olmalıdır. Çünkü kimse, destek olmadan, güvenli bir alan olmadan, ekonomik ve duygusal bağımsızlık sağlanmadan baskının içinden kolayca çıkamaz. Bu kadınların ihtiyacı yargı değil; anlayış, dayanışma ve gerçek destektir.
Unutulmamalıdırki bir kadını muhtaç bırakan her yapı, onun özgürlüğünü elinden alır. Ve bir toplum, kadınlarının suskunluğunu normalleştirdiği sürece adil değildir. Bu kadınların hikayesi utanç değil; görülmesi, duyulması ve değiştirilmesi gereken bir gerçektir. Çünkü bir kadın özgür olmadıkça, hiçbir ev gerçekten huzurlu, hiçbir toplum gerçekten güçlü olamaz.
Gül Rüya Cintosun

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rotayonhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Berrak
(09.01.2026 13:18 - #2479)
Yapay, zeka kullanılmıştır öteki yazılarla karşılastırma yapıldığında çok fark var. Evet güzel yazılar
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rotayonhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.