Nasıl olurdu acaba hayalimizdeki bayram?
Bir sabah, insanın içine huzur gibi doğan bir gün düşünürüm bazen.
Telaşın bile güzel olduğu, seslerin insanın ruhunu yormadığı, herkesin birbirine biraz daha yumuşak baktığı bir bayram sabahı…
Erkenden uyansak mesela.
Pencereden süzülen ışık odanın içine ağır ağır dolsa.
Sandalyenin üzerinde özenle bırakılmış bayramlıklarımız dursa; çocukluğumuzdan kalmış o heyecan hâlâ içimizde yaşarmış gibi.
Mutfaktan gelen tatlı kokular karışsa evin sessizliğine. Bir çayın buharı yükselse usulca.
Bir yandan tabak sesleri duyulsa, bir yandan yetişmeye çalışan telaşlı adımlar…
Ama kimse gerçekten yorgun olmasa o gün. Çünkü insan sevildiği yerde yorulmaz.
Evlerin içinde tanıdık cümleler dolaşsa.
“Misafir kaçta gelir?”
“Tatlı hazır mı?”
“Çocuklar kalktı mı?”
Fakat bütün bu telaşın içinde kimsenin kalbi kırık olmasa.
Kimse kendini eksik hissetmese. İnsanlar birbirine sadece baksa ve anlaşılsa.
Çünkü bazen bir insanı anlamak için uzun cümlelere değil, içten bir bakışa ihtiyaç vardır.
Misafirler geldiğinde yine kalabalık sofralar kurulsun isterdim. Çaylar doldurulsun, kahkahalar yükselsin, çocuklar evin içinde koşsun.
Fakat konuşmalar hep aynı yaraları açmasın. İnsanlar birbirinin hayatına merak adı altında yük bırakmasın.
“İş nasıl?”
“Maaş ne kadar?”
“Evlenmedin mi hâlâ?”
“Çocuk düşünmüyor musunuz?”
Bu sorular yerine başka şeyler konuşulsun isterdim.
Mesela bir insanın son zamanlarda ne hissettiği sorulsun. Hangi kitabın altını çizdiği…
Hangi cümlede durup düşündüğü…
En son neye kırıldığı ya da neye umut bağladığı konuşulsun.
İnsanlar birbirine hayatını sorgular gibi değil de kalbini tanımaya çalışır gibi yaklaşsın.
Birinin yaptığı iyilik anlatılsın sofrada.
Bir çocuğun yüzünü güldürmek için verilen emek…
Bir yaşlının elini tutarken hissedilen merhamet…
İnsanlar başarılarını gösterir gibi değil de güzelliklerini paylaşır gibi konuşsun. Çünkü gerçek zenginlik, insanın kalbinde biriktirdiği iyilikler değil midir biraz da?
İsterdim ki kimse mutluluğunu saklamak zorunda hissetmesin o gün.
Nazar korkusundan hayallerini yarım anlatmasın insanlar. İçlerinden geldiği gibi sevinsinler.
İçlerinden geldiği gibi dua etsinler birbirine.
Birinin huzuru diğerinin içinde kıskançlık değil, sevinç uyandırsın.
Çünkü gerçek bayram biraz da başkasının mutluluğuyla mutlu olabilmektir.
Küsler barışsın isterdim elbette. Ama sadece gelenek yerine gelsin diye değil…
Gerçekten pişman olunduğu için özür dilensin. “Boş ver artık” denilerek geçmesin kırgınlıklar.
Çünkü bazı yaralar sessiz kaldığı için değil, anlaşılmadığı için büyür.
İnsan bazen tek bir samimi cümleyi yıllarca bekler.
Sofralarda eski günler konuşulsun yine. Ama o konuşmaların içinde imalar, kırıcı hatırlatmalar olmasın.
Kimse geçmişi bir başkasının canını yakmak için kullanmasın. Hatıralar insanın içine sıcaklık bıraksın sadece.
Ve bayram bittiğinde insanlar evlerine yorgun ama huzurlu dönsünler.
İçlerinde garip bir boşluk değil, tamamlanmışlık hissi olsun.
Bir günlüğüne bile olsa gerçekten birbirlerine dokunabildiklerini hissetsinler.
Belki de hayalimizdeki bayram tam olarak budur:
Kırmadan konuşabilmek…
Kıymet bilmeyi unutmamak…
Birbirini değiştirmeye çalışmadan sevebilmek…
Hatırın gerçekten sorulduğu,
Kıymetin gerçekten bilindiği,
Sessizce insanın ruhuna iyi gelen bir bayram…
Herkesin Bayramını En İçten Dileklerimle Kutlarım
Aylin Özgür