Ulaşılmaz dağa benzetilir umut. Sahi, öyle midir? Ah umut, neredesin ki?
Dağ mısın, nehir mi?
Neye benzersin ki?
Hepimiz seni farklı bir metafora benzetiriz.
Belki de ulaşamadığımız ne varsa ona...
Ya da...
Belki de kaybedip kıymetini bilemediğimiz her şey,
umudumuz olur sonunda.
Pişmanlıklar yumağında bile
bir umut,
bir ışık ararız;
yolumuzu göstersin diye.
“Ya umut yoksa?” deriz arada.
“Ya umut sadece ona inananlara ait bir şeyse?”
İnanmayanlar ise
belki de umutsuz anlarında
yalnızca bir mucize bekler.
Bazen çoktan yemediğimiz bir yemeğin kokusu bile
bize umut verir.
Bir sofrayı,
bir evi,
çocukluğumuzu hatırlatır.
Belki de özlediklerimiz
saklıdır o küçücük anlarda.
Belki umut,
hep büyük şeylerde aradığımız
ama küçük şeylerin içinde bulduğumuz
bir duygudur.
Belki de hayal ettiğimiz her şeyin yanına,
umudu da bir rehber olarak eklemeliyiz.
Çünkü insan,
gideceği yolu her zaman göremese de
yürümeye devam etmek için
bir sebebe ihtiyaç duyar.
Umudumuz hep olmalı, deriz.
Ulaşılmaz bir dağda olsa bile...
Bir gün gelecek
ve biz o dağa ulaşacağız.
Belki yolumuz uzun olacak,
belki yorulacağız,
belki defalarca geri dönmek isteyeceğiz.
Ama yine de...
Bir yerlerde,
bizi bekleyen bir umut olacak.
Ve belki o gün anlayacağız:
Umut, aslında ulaşacağımız dağ değil;
o dağa doğru yürümemizi sağlayan yolmuş.
Her daim bir umut vardır.
Aylin Özgür