Feyzahan Ece Gedikli
Köşe Yazarı
Feyzahan Ece Gedikli
 

“Bir Yaprak Düşerken Ben de Bıraktım”

Bir sabah ormana yürümeye çıktım. Hava serin, yapraklar sarı altın bir sessizliğe bürünmüştü. Rüzgârın her esişiyle yapraklar ayrılıyordu dalından; ama düşerken öyle zarafetle süzülüyordu ki, bırakmanın da bir asaleti olduğunu hatırlatıyordu bana. O an zihnimde bir ses yankılandı sanki: “Bazen tutunduğumuz şeyler bizi hapsediyor, ilerlemememizi engellediği gibi adeta bitkisel:) hayat yaşamamıza sebep olabilir mi?” Yıllardır tutunduğum alışkanlıkları, korkularımı düşündüm. Rüzgâr gibi bir farkındalık esti içimde; anladım ki, bazı dökülüşler aslında Hak emriyle evrenin temizlik eli gibiydi. Köklerimize dönmemiz, kendimizi yeniden hatırlamamız için çağrılıyorduk. Tasavvuf der ki: “Her şey zıddıyla bilinir.” Tıpkı geceyle gündüzün, ölümle dirilişin, sonbaharla baharın kardeş oluşu gibi… Birinin gelmesi için diğerinin zarafetle ayrılması gerekir. Belki de insan, kendi içinde bu mevsimleri defalarca yaşamak zorundadır: Bir yanımız solar ki diğeri ışısın. Bir yanımız yıkılır ki özdeki hakikat yeşersin. O gün ormanda sadece yaprak dökümünü değil, insanın iç dökümünü de gördüm. Ve şunu fark ettim: Ruh, bıraktıkça hafifliyor; hafifledikçe yükseliyor. Tutundukça ağırlaşmamız gibi… Tam o farkındalıkla Mesnevi’den bir hikâyeyi hatırladım: Vaktiyle hakkaniyetli bir tüccar varmış, çalışanları onu sever, sayarmış. Bir gün Hindistan seferine çıkarken ev halkına, hizmetlilerine sormuş: “Ne istersiniz, size ne getireyim?” Herkes farklı şeyler istemiş. En son sıra, çok sevdiği papağanına gelmiş. Kafeste iç geçiren papağan demiş ki: “Benden oradaki papağanlara selam götür. De ki: Ben sevgili kuşumu hapsettim, kafeste besliyorum. Size selam etti ve dedi ki: ‘Ben çile doldurayım, siz ağaçlık ve kayalıklarda dolaşın; reva mıdır?’” Tacir, heybesini almış, yola koyulmuş. Uzun yolculuk sonunda Hindistan’a varmış. Oradaki papağanlara sevgili kuşunun mesajını iletmiş. Papağanlardan biri titreyip düşmüş yere. Tacir şaşırmış, üzülmüş: “Ne yaptım ben!” demiş. Memlekete dönünce, kendi papağanına bu olayı anlatmış. Kafesteki papağan da birden titremiş, cansız kalmış. Tacir ağlamış, ah vah etmiş; sonunda onu kafesten çıkarıp pencere kenarına koymuş. O anda papağan canlanmış, uçmuş ve bir ağacın dalına konmuş. Tacir şaşkınlıkla sormuş: “Bu hileyi nereden öğrendin?” Papağan gülümsemiş: “Halimi anlattığın özgür dostum bana mesaj gönderdi: Kurtulmak istiyorsan öl. Ben de öldüm ve kurtuldum. Evet, senin yanındayken karnım tok, sırtım pekti ama kafesteydim. Bırak artık, seni özgürce seveyim.” Deyip gözden kaybolmuş.   İşte, o orman sabahında ben de aynı mesajı duydum içimden. Rüzgâr bana fısıldıyordu: “Bırak… Bırak ki yepyeni ve özgür versiyonuna doğ.” Doğa bize rehberdir. Bazen bir yaprağın toprağa düşüşüyle, bazen bir kuşun sessizce uçuşuyla hatırlatır Yaradan: Gerçek özgürlük, tutunduğun şeyleri bıraktığında başlar. Konfor alanına dönüşen her şey, içi boş dönen bir değirmen taşının kendini öğütmesi gibi seni aşağı çeker. Mevlânâ’nın anlattığı kafesteki papağan aslında biziz: Çevrenin, kendi bedenimizin, korkularımızın, geçmişimizin, gururumuzun ben sandıklarımızın bırakamadıklarının içinde çırpınan ruhlarız. Ve bazen kurtulmak için ölmek gerekir. Yani eski benliği, geçmiş acıyı, tutunduğun her ağırlığı teslim etmek… Sufi dervişler semaya durduklarında, kollarını açarken bu sırrı bilir: “Ölmeden önce öl.” Bir elini göğe kaldırır, Hak’tan alır gücünü, özle birleşir, sonra kalbe indirir ve toprağa bırakır. Niye mi? Çünkü toprak hem başlangıç hem bitiştir. Doğum ve ölüm sandığımız şey aslında dönüşümün diğer adıdır. Dönüşemezse insan kirlenir; egoya kapılır, ruh isyana yönelir. Bu, insanın kendi cevherini paslandırmasıdır. Paslanmamak için  gereken içinden geçmektir. Bırakmak, ruhun özgürlüğü zarafetle ışıldamasıdır.  Öyleyse haydi birlikte bırakalım. Bu hafta kendine şu soruyu sor: Hangi yapraklarını artık dökmen gerekiyor ? Altın kafesten çıkmak için neleri bırakacaksın?  Feyzahan Ece Gedikli @feyzahanlayenibirsen
Ekleme Tarihi: 09 Ekim 2025 -Perşembe

“Bir Yaprak Düşerken Ben de Bıraktım”

Bir sabah ormana yürümeye çıktım. Hava serin, yapraklar sarı altın bir sessizliğe bürünmüştü.
Rüzgârın her esişiyle yapraklar ayrılıyordu dalından; ama düşerken öyle zarafetle süzülüyordu ki, bırakmanın da bir asaleti olduğunu hatırlatıyordu bana.

O an zihnimde bir ses yankılandı sanki:
“Bazen tutunduğumuz şeyler bizi hapsediyor, ilerlemememizi engellediği gibi adeta bitkisel:) hayat yaşamamıza sebep olabilir mi?”


Yıllardır tutunduğum alışkanlıkları, korkularımı düşündüm.
Rüzgâr gibi bir farkındalık esti içimde; anladım ki, bazı dökülüşler aslında Hak emriyle evrenin temizlik eli gibiydi.
Köklerimize dönmemiz, kendimizi yeniden hatırlamamız için çağrılıyorduk.

Tasavvuf der ki: “Her şey zıddıyla bilinir.”
Tıpkı geceyle gündüzün, ölümle dirilişin, sonbaharla baharın kardeş oluşu gibi…
Birinin gelmesi için diğerinin zarafetle ayrılması gerekir.
Belki de insan, kendi içinde bu mevsimleri defalarca yaşamak zorundadır:
Bir yanımız solar ki diğeri ışısın.
Bir yanımız yıkılır ki özdeki hakikat yeşersin.

O gün ormanda sadece yaprak dökümünü değil, insanın iç dökümünü de gördüm.
Ve şunu fark ettim: Ruh, bıraktıkça hafifliyor; hafifledikçe yükseliyor.
Tutundukça ağırlaşmamız gibi…


Tam o farkındalıkla Mesnevi’den bir hikâyeyi hatırladım:
Vaktiyle hakkaniyetli bir tüccar varmış, çalışanları onu sever, sayarmış.
Bir gün Hindistan seferine çıkarken ev halkına, hizmetlilerine sormuş:
“Ne istersiniz, size ne getireyim?”
Herkes farklı şeyler istemiş. En son sıra, çok sevdiği papağanına gelmiş.
Kafeste iç geçiren papağan demiş ki:
“Benden oradaki papağanlara selam götür.
De ki: Ben sevgili kuşumu hapsettim, kafeste besliyorum.
Size selam etti ve dedi ki: ‘Ben çile doldurayım, siz ağaçlık ve kayalıklarda dolaşın; reva mıdır?’”

Tacir, heybesini almış, yola koyulmuş. Uzun yolculuk sonunda Hindistan’a varmış.
Oradaki papağanlara sevgili kuşunun mesajını iletmiş.
Papağanlardan biri titreyip düşmüş yere. Tacir şaşırmış, üzülmüş:
“Ne yaptım ben!” demiş.
Memlekete dönünce, kendi papağanına bu olayı anlatmış.
Kafesteki papağan da birden titremiş, cansız kalmış.
Tacir ağlamış, ah vah etmiş; sonunda onu kafesten çıkarıp pencere kenarına koymuş.
O anda papağan canlanmış, uçmuş ve bir ağacın dalına konmuş.

Tacir şaşkınlıkla sormuş: “Bu hileyi nereden öğrendin?”
Papağan gülümsemiş:
“Halimi anlattığın özgür dostum bana mesaj gönderdi:
Kurtulmak istiyorsan öl. Ben de öldüm ve kurtuldum.
Evet, senin yanındayken karnım tok, sırtım pekti ama kafesteydim.
Bırak artık, seni özgürce seveyim.”
Deyip gözden kaybolmuş.

 

İşte, o orman sabahında ben de aynı mesajı duydum içimden.
Rüzgâr bana fısıldıyordu:
“Bırak… Bırak ki yepyeni ve özgür versiyonuna doğ.”

Doğa bize rehberdir.
Bazen bir yaprağın toprağa düşüşüyle, bazen bir kuşun sessizce uçuşuyla hatırlatır Yaradan:
Gerçek özgürlük, tutunduğun şeyleri bıraktığında başlar.

Konfor alanına dönüşen her şey, içi boş dönen bir değirmen taşının kendini öğütmesi gibi seni aşağı çeker.

Mevlânâ’nın anlattığı kafesteki papağan aslında biziz:
Çevrenin, kendi bedenimizin, korkularımızın, geçmişimizin, gururumuzun ben sandıklarımızın bırakamadıklarının içinde çırpınan ruhlarız.


Ve bazen kurtulmak için ölmek gerekir.
Yani eski benliği, geçmiş acıyı, tutunduğun her ağırlığı teslim etmek…
Sufi dervişler semaya durduklarında, kollarını açarken bu sırrı bilir: “Ölmeden önce öl.”
Bir elini göğe kaldırır, Hak’tan alır gücünü, özle birleşir, sonra kalbe indirir ve toprağa bırakır.
Niye mi? Çünkü toprak hem başlangıç hem bitiştir.
Doğum ve ölüm sandığımız şey aslında dönüşümün diğer adıdır.

Dönüşemezse insan kirlenir; egoya kapılır, ruh isyana yönelir.
Bu, insanın kendi cevherini paslandırmasıdır.
Paslanmamak için  gereken içinden geçmektir.
Bırakmak, ruhun özgürlüğü zarafetle ışıldamasıdır. 

Öyleyse haydi birlikte bırakalım.
Bu hafta kendine şu soruyu sor:
Hangi yapraklarını artık dökmen gerekiyor ?
Altın kafesten çıkmak için neleri bırakacaksın?

 Feyzahan Ece Gedikli @feyzahanlayenibirsen

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rotayonhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.