İnsan iyileşmek istediğinde aslında sadece acısını azaltmaya çalışmaz.
İçinde, dünyayla yarım kalmış bir hesabı tamamlama isteği vardır.
Çünkü her yara; yaşanmış bir olaydan çok, karşılanmamış bir ihtiyacın izini taşır.
Verilmeyen güvenin, fark edilmeyen varlığın ve eksik bırakılmış saygının sessiz hatırası gibi.
Bu kareye baktığımda iyileşmenin tam da böyle olduğunu düşünüyorum.
Henüz açmamış bir çiçek gibi…
Dışarıdan bakıldığında değişmemiş hatta belki durmuş gibi görünen ama içinde sessizce dönüşen bir hâl.
İyileşme çoğu zaman görünür değildir; insanın içinde, kimsenin tanık olmadığı bir yerde gerçekleşir.
Üzerindeki damlalar bana şunu söylüyor: İyileşmek geçmişi silmek değildir.
Yaşananlar kaybolmaz; sadece anlamı değişir.
Bir zamanlar ağır gelen şeyler, zamanla insanın üzerinde taşıdığı bir parlaklığa dönüşür.
Acı yok olmaz ama artık insanı tanımlayan tek şey de olmaz.
Her iyileşme adımı, insanın kendine verdiği bir hak gibidir.
Başkalarından gelmeyen anlayışı kendi içinde kurmak, verilmeyen şefkati kendine göstermek
ve kaybolduğunu sandığı değeri yeniden tanımlamaktır.
Ne alkışı vardır ne de tanığı…
Ama insan fark etmeden değişir.
Artık geçmişinin mağduru değil, kendi hikâyesinin yanında duran biri olur.
Belki de iyileşmek, dünyadan alacaklı olmaktan vazgeçmek değildir.
Sadece, o alacağı kendi kalbinde tahsil etmeyi öğrenmektir;
tıpkı zamanı gelince kendiliğinden açacak bir çiçek gibi…
Musa Aşkın