Bitmiyor değil mi yorgunluklarımız?
Biri bitse diğeri başlıyor,
sonra bir diğeri daha karışıyor yaş çizgilerimize.
Sen daha biriyle yüzleşememişken
bir bakmışsın diğeri seni çoktan sarmış,
sarmaşık misali.
Sonra yine sil baştan.
“Yorgunum” desen…
Anlamaz ki sırtını sana dayayıp
hayatın sorumluluklarından kaçanlar.
Anlamazlar. Sormazlar.
“Yorgun musun?” demezler.
Sadece kendi takıldıkları engelden dert yanarlar.
Ama senin de derdin var mı, yok mu?
Onu sadece sen bilirsin.
Yorgunum be azizim.
Anlamış gibi yapandan,
anlamamayı seçenden,
görüp de görmemiş gibi davranandan…
Sanki hayat sadece onu yoruyormuş gibi yaşayanlardan.
Yorgunum be azizim;
koca koca insan olup ergen gibi davrananlardan,
bugünü yaşayıp yarın için sorumluluk almayanlardan.
Yorgunluk bir yorgunlukla başlar.
Domino taşları gibi
arkası kesilmez.
Her şey mi yorar?
Evet, öyle anlar vardır.
Bazen bir kaç kez yaşarsın,
bazen sadece bir kez.
Ama o bir kez
yeterince yorar.
Gözüyle gördüğü de yorar,
kulağıyla duyduğu da.
Meğer ne çok şeyi idare etmiş,
ne çok şeye “tamam” demiş,
ne çok şeye “hallederim” demiş.
Yorgunluklar üst üste biner belki,
ama her yorgunluk biraz güç verir.
Ve bir gün, baktığında anlayacaksın:
Hâlâ dimdik duruyorsun, azizim.
Her yorgunluk bir notaya dönüşür
ve sessizce kendi şarkını çalmaya başlarsın.
Her daim bir umut vardır
Aylin Özgür