Nasıl yapsak ki?
Bayram geliyor. Damadım gelecek, uzakta olan akrabalar da uğrayacak.
Ama yine ceviz bulamadım.
Şimdi benden baklava beklerler.
Ben de eskiden annemin yaptığı gibi yapacağım.
Unu kavurup yufkaların arasına serpeceğim…
Ceviz niyetine.
Umarım anlamazlar.
Bir zamanlar bir sürü ceviz ağacımız vardı.
Geçen yıl çıkan o büyük fırtınada hepsi yıkılıp gitmişti.
O ağaçların altında ne çok ceviz toplardık. Topladıkça da herkese dağıtırdım.
Öyle ya, “göz hakkı” diye bir şey vardı.
İnsan olmak biraz da onu gerektirirdi değil mi?
Olsun… Canlar sağ olsun.
Her şeye bir çözüm bulurdum, yine bulurum dedim kendi kendime.
Unu güzelce kavurdum. Ev mis gibi koktu.
Sonra taze taze açtığım yufkaları harlanan ateşte hafifçe sendirdim.
Aralarına kavrulmuş undan serpiştirdim. Bir kat daha, bir kat daha…
Derken bayram baklavası neredeyse hazırdı.
Üzerine son bir yufka açtım. Beyaz bir örtü gibi üstünü kapattım.
Sonra dilim dilim, özenle kestim. Tepsiyi fırına verdim.
Fırında kızarırken eski bayramlar aklıma geldi.
Ne değerliydi o günler…
Ev dolup taşardı. Kahkahalar mutfaktan sokağa kadar yayılırdı.
Şimdi de bayram geliyor elbet, ama eskisi gibi değil.
Bir şeyler eksik.
Bir şeyler gerekli.
Ama ne?
Benim baklavama bile ceviz lazımdı.
Sorunu çözmüş olsam da biliyordum ki tadı eskisi gibi olmayacaktı.
Hiçbir şeyin olmadığı gibi.
Sırada baklavanın şerbeti vardı. Onu da hazırladım.
Fırından üzeri güzelce kızarmış baklavayı çıkardım ve şerbetini döktüm.
Baklava hazırdı.
Ama ben hazır değildim bayrama.
İçimde kırgınlıklar vardı.
Bayramda affetmek gerekir derler ama bu defa içimden gelmiyordu.
Çok affetmiştim. Büyüklük hep bende kalmıştı.
Ama nedense onlar hep küçük kalmıştı.
Ve ben artık bu bayram, kimsenin küçüklüğünü taşıyacak kadar güçlü değildim.
Yorulmuştum.
Sahi ya… Bayram gelmişti. Ama sanki geldiği gibi gidecekti.
Benim bayramım da tıpkı baklava gibiydi artık.
Biraz tatsız,
biraz tuzsuz,
biraz cevizsiz…
Biraz da vefasız,
biraz da samimiyetsiz.
Her daim bir umut vardır
Hayırlı Bayramlar
Aylin Özgür