Bilgiyi Sobeleyebilmek
Bilgi çağındayız deniyor. Her yer bilgi. Ekranlar dolusu, raflar dolusu, zihinler dolusu…
Ama garip bir şey var: Bu kadar bilgiye rağmen, neden hâlâ aynı hataları yapıyoruz?
Çünkü bilmekle kullanmak arasındaki mesafe sandığımızdan daha uzun.
Bilgi, öğrenildiği anda değil; kullanıldığı anda anlam kazanır. Tıpkı çocukların oynadığı bir oyundaki gibi… Sadece koşmak yetmez, birini sobeleyebilmek gerekir. Bilgi de böyledir. Onu uzaktan görmek, adını bilmek, tanımını ezberlemek yetmez. Hayatın içinde yakalayamazsan, sadece seyirci olursun.
Bugün birçok insan “biliyorum” diyor.
Ama aynı anda şunu da görüyoruz:
Bildiğini hayatına katamayan, bilgisinin altında ezilen, hatta bilgisiyle kibirlenen insanlar…
Oysa bilgi bir vitrin süsü değildir.
Bilgi, eylem ister. Sorumluluk ister. Cesaret ister.
Empatiyi biliyoruz mesela. Tanımını ezbere sayıyoruz.
Peki ne zaman gerçekten dinledik birini, savunmaya geçmeden?
Adaleti biliyoruz.
Ama ne zaman kendi çıkarımızdan vazgeçtik sırf adil olmak için?
Bilgiyi kullanmak, onu sobeleyebilmektir.
Kaçmayan, saklanmayan, risk alan bir eylemdir bu.
Belki de sorun şu:
Bilgiye sahip olmak istiyoruz ama dönüşmeye pek niyetimiz yok.
Oysa gerçek bilgi insanı rahatsız eder. Yerinden eder.
“Artık eskisi gibi davranamazsın” der.
Bu yüzden bazı bilgiler rafta kalır.
Çünkü kullanırsan değişmen gerekir.
Bilgiyi ne kadar bildiğimiz değil,
onu ne zaman, nerede ve nasıl kullandığımız önemlidir.
Ve belki de en kritik soru şudur:
Bugün bildiklerimizin hangisini gerçekten hayatta sobeledik?
Nurdan Kıyar / 2026
Ekleme
Tarihi: 23 Ocak 2026 -Cuma
Bilgiyi Sobeleyebilmek
Bilgi çağındayız deniyor. Her yer bilgi. Ekranlar dolusu, raflar dolusu, zihinler dolusu…
Ama garip bir şey var: Bu kadar bilgiye rağmen, neden hâlâ aynı hataları yapıyoruz?
Çünkü bilmekle kullanmak arasındaki mesafe sandığımızdan daha uzun.
Bilgi, öğrenildiği anda değil; kullanıldığı anda anlam kazanır. Tıpkı çocukların oynadığı bir oyundaki gibi… Sadece koşmak yetmez, birini sobeleyebilmek gerekir. Bilgi de böyledir. Onu uzaktan görmek, adını bilmek, tanımını ezberlemek yetmez. Hayatın içinde yakalayamazsan, sadece seyirci olursun.
Bugün birçok insan “biliyorum” diyor.
Ama aynı anda şunu da görüyoruz:
Bildiğini hayatına katamayan, bilgisinin altında ezilen, hatta bilgisiyle kibirlenen insanlar…
Oysa bilgi bir vitrin süsü değildir.
Bilgi, eylem ister. Sorumluluk ister. Cesaret ister.
Empatiyi biliyoruz mesela. Tanımını ezbere sayıyoruz.
Peki ne zaman gerçekten dinledik birini, savunmaya geçmeden?
Adaleti biliyoruz.
Ama ne zaman kendi çıkarımızdan vazgeçtik sırf adil olmak için?
Bilgiyi kullanmak, onu sobeleyebilmektir.
Kaçmayan, saklanmayan, risk alan bir eylemdir bu.
Belki de sorun şu:
Bilgiye sahip olmak istiyoruz ama dönüşmeye pek niyetimiz yok.
Oysa gerçek bilgi insanı rahatsız eder. Yerinden eder.
“Artık eskisi gibi davranamazsın” der.
Bu yüzden bazı bilgiler rafta kalır.
Çünkü kullanırsan değişmen gerekir.
Bilgiyi ne kadar bildiğimiz değil,
onu ne zaman, nerede ve nasıl kullandığımız önemlidir.
Ve belki de en kritik soru şudur:
Bugün bildiklerimizin hangisini gerçekten hayatta sobeledik?
Nurdan Kıyar / 2026
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.