
Bir çocuk ne zaman başkasının da kendisi gibi düşündüğünü fark eder?
Ne zaman annesinin yüzündeki o küçük değişikliği “üzgünlük” olarak okuyabilir?
Ne zaman “Ama o bilmiyor ki…” diyebilir?
Aslında bu soruların cevabı, çocuklukta sessizce gerçekleşen büyük bir zihinsel devrime işaret eder: Zihin kuramı.
Hayatın ilk yıllarında bebek, dünyayı önce kendi ihtiyaçları üzerinden tanır.
Acıkır, ağlar. Üşür, huzursuzlanır. O dünyada tek merkez kendisidir.
Ancak zaman ilerledikçe o merkez genişler.
Önce annenin sesiyle sakinleşir, sonra yüz ifadesini taklit eder, ardından bir başkasının ağlamasına dönüp bakar.
İşte tam burada, görünmeyen ama çok kıymetli bir süreç başlar:
Başkasının varlığını zihinsel olarak fark etme süreci.
İki yaşına gelen bir çocuk “ben istiyorum” demeye başladığında çoğu yetişkin bunu inat olarak yorumlar.
Oysa bu, zihinsel gelişimin bir göstergesidir. Çünkü artık çocuk kendi isteğini tanımlayabilmektedir.
Üç yaş civarında oyunları değişir.
Oyuncak ayı acıkır, bebek üzülür, sandalyeler araba olur.
Çocuk artık sadece nesnelerle değil, zihinlerle oynamaya başlar.
Dört yaşına doğru ise daha karmaşık bir anlayış gelişir:
Herkes aynı şeyi bilmez. Ben topun dolapta olduğunu biliyor
olabilirim ama arkadaşım görmediyse hâlâ kutuda sanabilir. Bu farkındalık, empatiye açılan kapıdır.
Zihin kuramı dediğimiz bu gelişim alanı, çocuğun sosyal dünyadaki pusulasıdır.
Arkadaşlık kurabilmesi, yanlış anlaşılmaları çözebilmesi, birinin üzgün olduğunu
fark edip geri adım atabilmesi hep bu becerinin güçlenmesiyle ilgilidir.
Akademik başarıdan önce gelen, insan ilişkilerinin temelini oluşturan bir zihinsel beceriden söz ediyoruz.
Peki biz yetişkinler bu sürecin neresindeyiz?
Çocuğa sürekli doğruyu anlatan bir rehber mi, yoksa onun zihnini merak eden bir yol arkadaşı mı?
“Sence o neden ağladı?”, “Bu durumda sen ne hissederdin?”, “Arkadaşın seni yanlış anlamış olabilir mi?
” gibi sorular, çocuğun zihinsel esnekliğini besler. Çünkü zihin kuramı, anlatılarla ve etkileşimle büyür.
Özellikle sosyal iletişimde zorlanan ya da özel gereksinimi olan çocuklarda bu alan daha hassas ilerleyebilir.
Ancak doğru destekle, drama oyunlarıyla, duygu konuşmalarıyla ve güvenli ilişki ortamıyla bu beceri gelişebilir.
Çünkü her çocuk anlaşılmak ister; anlaşılmak ise önce zihinsel olarak görülmekle başlar.
Bir çocuğun “özür dilerim” demesi basit bir kelime değildir.
O, karşısındaki insanın zihnine kısa bir yolculuk yapabilmiş olmanın işaretidir.
Belki de çocuk yetiştirmek, davranışı düzeltmekten çok, zihni anlamayı öğretmektir.
Ve belki de en önemli soru şudur:
Çocuğumuzun ne düşündüğünü gerçekten merak ediyor muyuz?
Nurdan Kıyar / Adana