Travma Geçmişte Kalmaz, Nesil Değiştirir
“Benim yaşadıklarım bende kalsın” diye düşünür insan. Oysa travma, insanın hafızasında sessizce durmaz; davranışlara, ilişkilere ve en çok da çocuklara sızar. Söylenmeyen cümlelerde, bastırılan duygularda, sebepsiz gibi görünen tepkilerde yaşamaya devam eder.
Travmalar yalnızca başımıza gelen kötü olaylar değildir. Anlaşılmadığımız anlar, yalnız bırakıldığımız duygular, görülmeyen ihtiyaçlarımız da birer travmadır. Ve bu izler, fark edilmediğinde nesilden nesile aktarılır. Buna “nesiller arası travma” diyoruz.
Bir anne düşünün… Kendi çocukluğunda duygusal olarak ihmal edilmiş. Ağladığında “abartma” denmiş, korktuğunda “geçer” denmiş. Bugün çocuğu ağladığında onu çok sevse de içten içe rahatsız oluyor. Nedenini bilmiyor ama tahammülü azalıyor. Aslında tetiklenen şey, çocuğun ağlaması değil; kendi çocukluğunda yalnız kaldığı o duygular.
Travma çoğu zaman sözle değil, duygusal miras yoluyla aktarılır. Bir ebeveynin sürekli kaygılı olması, çocuğa “dünya tehlikeli bir yer” mesajını verir. Bastırılmış öfke, çocuğun ya aşırı uyumlu ya da aşırı tepkisel olmasına yol açar. Çocuk, ailesinin yaşadıklarını bilmez ama onların hissettiklerini taşır.
En çarpıcı olan şudur: Travma, yaşanan olaydan çok, o olay yaşanırken yalnız kalınmasıdır. Çocukken biri yanımızda olsaydı, duygumuzu taşısaydı, bugün o yük bu kadar ağır olmayacaktı. İşte bu yüzden, bugün ebeveyn olduğumuzda yalnızca çocuklarımızı değil, kendi içimizdeki çocuğu da büyütüyoruz.
Peki bu döngü kırılabilir mi?
Evet. Ama inkâr ederek değil, fark ederek.
“Benim de zor bir çocukluğum oldu ama…” diye başlayan cümleler çoğu zaman travmanın üzerini örter. Oysa “Bunu yaşadım ve bu beni etkiledi” diyebilmek iyileştiricidir. Travmayı aktaran şey yaşanmış olması değil, işlenmemiş olmasıdır.
Çocuğumuza mükemmel bir hayat sunmak zorunda değiliz. Ama duygularına eşlik edebiliriz. Onu susturmak yerine dinleyebilir, düzeltmek yerine anlamaya çalışabiliriz. Ve en önemlisi, kendi yaralarımızla yüzleşmekten korkmayabiliriz.
Bazen bir nesli kurtarmak, geçmişe dönüp bir çocuğun elini tutmakla başlar. O çocuk çoğu zaman bizim içimizdedir.
Travmalar miras olmak zorunda değil. Farkındalık, en güçlü kuşak kırıcıdır.
Nurdan Kıyar
Adana/ 2026
Ekleme
Tarihi: 14 Ocak 2026 -Çarşamba
Travma Geçmişte Kalmaz, Nesil Değiştirir
“Benim yaşadıklarım bende kalsın” diye düşünür insan. Oysa travma, insanın hafızasında sessizce durmaz; davranışlara, ilişkilere ve en çok da çocuklara sızar. Söylenmeyen cümlelerde, bastırılan duygularda, sebepsiz gibi görünen tepkilerde yaşamaya devam eder.
Travmalar yalnızca başımıza gelen kötü olaylar değildir. Anlaşılmadığımız anlar, yalnız bırakıldığımız duygular, görülmeyen ihtiyaçlarımız da birer travmadır. Ve bu izler, fark edilmediğinde nesilden nesile aktarılır. Buna “nesiller arası travma” diyoruz.
Bir anne düşünün… Kendi çocukluğunda duygusal olarak ihmal edilmiş. Ağladığında “abartma” denmiş, korktuğunda “geçer” denmiş. Bugün çocuğu ağladığında onu çok sevse de içten içe rahatsız oluyor. Nedenini bilmiyor ama tahammülü azalıyor. Aslında tetiklenen şey, çocuğun ağlaması değil; kendi çocukluğunda yalnız kaldığı o duygular.
Travma çoğu zaman sözle değil, duygusal miras yoluyla aktarılır. Bir ebeveynin sürekli kaygılı olması, çocuğa “dünya tehlikeli bir yer” mesajını verir. Bastırılmış öfke, çocuğun ya aşırı uyumlu ya da aşırı tepkisel olmasına yol açar. Çocuk, ailesinin yaşadıklarını bilmez ama onların hissettiklerini taşır.
En çarpıcı olan şudur: Travma, yaşanan olaydan çok, o olay yaşanırken yalnız kalınmasıdır. Çocukken biri yanımızda olsaydı, duygumuzu taşısaydı, bugün o yük bu kadar ağır olmayacaktı. İşte bu yüzden, bugün ebeveyn olduğumuzda yalnızca çocuklarımızı değil, kendi içimizdeki çocuğu da büyütüyoruz.
Peki bu döngü kırılabilir mi?
Evet. Ama inkâr ederek değil, fark ederek.
“Benim de zor bir çocukluğum oldu ama…” diye başlayan cümleler çoğu zaman travmanın üzerini örter. Oysa “Bunu yaşadım ve bu beni etkiledi” diyebilmek iyileştiricidir. Travmayı aktaran şey yaşanmış olması değil, işlenmemiş olmasıdır.
Çocuğumuza mükemmel bir hayat sunmak zorunda değiliz. Ama duygularına eşlik edebiliriz. Onu susturmak yerine dinleyebilir, düzeltmek yerine anlamaya çalışabiliriz. Ve en önemlisi, kendi yaralarımızla yüzleşmekten korkmayabiliriz.
Bazen bir nesli kurtarmak, geçmişe dönüp bir çocuğun elini tutmakla başlar. O çocuk çoğu zaman bizim içimizdedir.
Travmalar miras olmak zorunda değil. Farkındalık, en güçlü kuşak kırıcıdır.
Nurdan Kıyar
Adana/ 2026
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.