Hülya Ölçücüoğlu
Köşe Yazarı
Hülya Ölçücüoğlu
 

BAŞKASI OLSAYDIN KENDİNİ NEDEN SEVERDİN?

Şöyle birkaç dakikalığına kendi bedeninizden ve zihninizden çıktığınızı hayal edin. Kendinizin en yakın arkadaşı, iş ortağı, sevgilisi ya da tesadüfen bir kahve kuyruğunda tanıştığınız o "yabancı" sizsiniz. Dışarıdan kendinize bakıyorsunuz... ​Nasıl biri görürdünüz? ​Muhtemelen ilk dikkatinizi çeken şey, kendinize karşı ne kadar acımasız olduğunuz olurdu. Oysa dışarıdan bakınca işler hiç de içeriden göründüğü gibi değil. ​Peki, sen başkası olsaydın, kendinde neleri severdin? ​ Önce dürüst olalım; Kesinlikle "mükemmel" olduğun için sevmezdin kendini. Çünkü mükemmel insanlar sıkıcıdır. Sen, o ufak sakarlıkların, bazen tam tutturamadığın kararların ve her şeyi kontrol etmeye çalışırken içine düştüğün o tatlı telaşın için severdin kendini. ​ Belki de bir şeyi heyecanla anlatırken ellerinin ve kelimelerinin birbirine dolaşmasını, bazen hiç olmadık yerde çocukça bir inatçılığa bürünmeni, tam bir şeyi başaracakken en saçma detaya takılıp kalmanı severdin. En ciddi ortamda tutamadığın o kıkırdama krizlerin ya da sırf sevdiğin bir şarkı çaldı diye yolunu uzatışın vururdu seni. Çünkü seni sen yapan şey o küçük, çatlak yerlerindir. Işık içeriye tam da o çatlaklardan girer. Bir insan senin kusurlarında kendi insani yanını bulduğu için seni sever; "Yalnız değilmişim, o da benim gibi bocalıyor" diyebildiği için.Bir insana karakter katan şey, cilalanmış başarıları değil; o sevimli, insanı insana yakınlaştıran küçük kusurlarıdır. ​ ​Işık saçan insanları herkes sever ama seni bambaşka bir nedenle seversin: Biri senin yanındayken rol yapmak zorunda kalmaz. Omuzlarındaki o ağır zırhı çıkarıp kenara koyabilir. Dışarıdan bir göz olsaydın, bu insanın kaç defa düştüğünü ama kimseye fark ettirmeden üstünü başını silkeleyip ayağa kalktığını görürdün. "Bu kadar şeyin altından nasıl tek parça çıktı?" diye hayret eder, o sessiz gücüne hayran kalırdın. Kimsenin bilmediği, sadece senin içindeki o küçük odada sakladığın merhametini, gecenin bir yarısı kimse görmezken hissettiğin o derin inceliği fark eder, "Ne güzel bir ruhu var" derdin. Seni sevmeleri için bir sebep mi arıyorsun? Bir düşün; bir insan senin yanında çocuklaşabiliyor mu? İçindeki o derin, kimseye göstermediği kırgınlıkları senin yanında duraksamadan anlatabiliyor mu? Hayatın en fırtınalı anında bile, sırf sen oradasın ve olaya kendine has o hafif mizahınla yaklaşıyorsun diye içinin ferahladığını hissetti mi hiç? ​Başkası olsaydın, kendinin o kimsenin bilmediği gizli inceliklerine âşık olurdun. Kimse görmezken yaptığın o kucaklayıcı hamlelere... Yolda yürürken ayağı takılan birine bakışındaki o ince endişeye, birinin başarısına içtenlikle sevinen o kıskançsız kalbine, gecenin bir yarısı zihninde dönüp duran o merhametli düşüncelere... Bizler kendimizi hep yapamadıklarımızla, eksiklerimizle tartarız. Oysa dışarıdan bir göz, senin bir kelimeni, bir tebessümünü, bir insana "Ben buradayım" deyişini görür. Ve der ki: "İyi ki var." O yüzden dönüp bir bak kendine. Sadece bir sevgili olarak değil; bir dost, bir yol arkadaşı, dünyada kapladığın o bir metrekarelik alandaki bir "ruh" olarak. Gülüşündeki o sıcaklığa, bazen çok yorulsan da hala içinde taşıdığın o çocuksu merakına, her şeye rağmen baştan başlama gücüne bak. Sen, bir başkası olsaydın, bu insanla oturup bir kahve içmek, onunla bir yola çıkmak ve onun hayatında durduğu yere şükretmek için yüzlerce neden bulurdun. Bir de o mizah duygun var tabii... Hayatın en saçma anlarında bile kendine ya da duruma gülebilme yeteneğin. Başkası olsaydın, seninle vakit geçirmek kesinlikle çok eğlenceli olurdu. Aynadaki Yüzle Barışma Vakti... Bizler genellikle kendimizin en acımasız en acımasız eleştirmeniyizdir. Başkalarına gösterdiğimiz şefkatin, anlayışın ve sabrın yarısını bile aynadaki o yüze çok görürüz. Unuttuğumuz şey şu: Bu hayatta sonuna kadar beraber yaşamak zorunda olduğumuz tek kişi yine kendimiziz. ​ O yüzden bugün bir ara aynanın karşısına geçin. Yüzünüzdeki o küçük çizgiye, günün yorgunluğuna ve zihninizdeki o bitmek bilmeyen "şunu da yanlış yaptım" fısıltılarına rağmen kendinize bir yabancı gibi bakın. İnanın, o yabancı sizi çok sevecek bir sürü neden bulurdu. Şimdi sıra sizde: Kendi kusurlarınıza hafifçe gülümseyin ve kendinizi bir başkasının sizi seveceği o muazzam derinlikle sevmeye başlayın. Çünkü sizden bir tane daha yok...ne mutlu ki yok! ​ Peki ya siz? Bugün dışarıdan bir gözle baksaydınız, kendinizde en çok hangi sessiz inceliğe sarılmak isterdiniz?
Ekleme Tarihi: 09 Eylül 2026 -Çarşamba

BAŞKASI OLSAYDIN KENDİNİ NEDEN SEVERDİN?

Şöyle birkaç dakikalığına kendi bedeninizden ve zihninizden çıktığınızı hayal edin. Kendinizin en yakın arkadaşı, iş ortağı, sevgilisi ya da tesadüfen bir kahve kuyruğunda tanıştığınız o "yabancı" sizsiniz. Dışarıdan kendinize bakıyorsunuz... ​Nasıl biri görürdünüz? ​Muhtemelen ilk dikkatinizi çeken şey, kendinize karşı ne kadar acımasız olduğunuz olurdu. Oysa dışarıdan bakınca işler hiç de içeriden göründüğü gibi değil. ​Peki, sen başkası olsaydın, kendinde neleri severdin? ​ Önce dürüst olalım; Kesinlikle "mükemmel" olduğun için sevmezdin kendini. Çünkü mükemmel insanlar sıkıcıdır. Sen, o ufak sakarlıkların, bazen tam tutturamadığın kararların ve her şeyi kontrol etmeye çalışırken içine düştüğün o tatlı telaşın için severdin kendini. ​ Belki de bir şeyi heyecanla anlatırken ellerinin ve kelimelerinin birbirine dolaşmasını, bazen hiç olmadık yerde çocukça bir inatçılığa bürünmeni, tam bir şeyi başaracakken en saçma detaya takılıp kalmanı severdin. En ciddi ortamda tutamadığın o kıkırdama krizlerin ya da sırf sevdiğin bir şarkı çaldı diye yolunu uzatışın vururdu seni. Çünkü seni sen yapan şey o küçük, çatlak yerlerindir. Işık içeriye tam da o çatlaklardan girer. Bir insan senin kusurlarında kendi insani yanını bulduğu için seni sever; "Yalnız değilmişim, o da benim gibi bocalıyor" diyebildiği için.Bir insana karakter katan şey, cilalanmış başarıları değil; o sevimli, insanı insana yakınlaştıran küçük kusurlarıdır. ​ ​Işık saçan insanları herkes sever ama seni bambaşka bir nedenle seversin: Biri senin yanındayken rol yapmak zorunda kalmaz. Omuzlarındaki o ağır zırhı çıkarıp kenara koyabilir. Dışarıdan bir göz olsaydın, bu insanın kaç defa düştüğünü ama kimseye fark ettirmeden üstünü başını silkeleyip ayağa kalktığını görürdün. "Bu kadar şeyin altından nasıl tek parça çıktı?" diye hayret eder, o sessiz gücüne hayran kalırdın. Kimsenin bilmediği, sadece senin içindeki o küçük odada sakladığın merhametini, gecenin bir yarısı kimse görmezken hissettiğin o derin inceliği fark eder, "Ne güzel bir ruhu var" derdin. Seni sevmeleri için bir sebep mi arıyorsun? Bir düşün; bir insan senin yanında çocuklaşabiliyor mu? İçindeki o derin, kimseye göstermediği kırgınlıkları senin yanında duraksamadan anlatabiliyor mu? Hayatın en fırtınalı anında bile, sırf sen oradasın ve olaya kendine has o hafif mizahınla yaklaşıyorsun diye içinin ferahladığını hissetti mi hiç? ​Başkası olsaydın, kendinin o kimsenin bilmediği gizli inceliklerine âşık olurdun. Kimse görmezken yaptığın o kucaklayıcı hamlelere... Yolda yürürken ayağı takılan birine bakışındaki o ince endişeye, birinin başarısına içtenlikle sevinen o kıskançsız kalbine, gecenin bir yarısı zihninde dönüp duran o merhametli düşüncelere... Bizler kendimizi hep yapamadıklarımızla, eksiklerimizle tartarız. Oysa dışarıdan bir göz, senin bir kelimeni, bir tebessümünü, bir insana "Ben buradayım" deyişini görür. Ve der ki: "İyi ki var." O yüzden dönüp bir bak kendine. Sadece bir sevgili olarak değil; bir dost, bir yol arkadaşı, dünyada kapladığın o bir metrekarelik alandaki bir "ruh" olarak. Gülüşündeki o sıcaklığa, bazen çok yorulsan da hala içinde taşıdığın o çocuksu merakına, her şeye rağmen baştan başlama gücüne bak. Sen, bir başkası olsaydın, bu insanla oturup bir kahve içmek, onunla bir yola çıkmak ve onun hayatında durduğu yere şükretmek için yüzlerce neden bulurdun. Bir de o mizah duygun var tabii... Hayatın en saçma anlarında bile kendine ya da duruma gülebilme yeteneğin. Başkası olsaydın, seninle vakit geçirmek kesinlikle çok eğlenceli olurdu. Aynadaki Yüzle Barışma Vakti... Bizler genellikle kendimizin en acımasız en acımasız eleştirmeniyizdir. Başkalarına gösterdiğimiz şefkatin, anlayışın ve sabrın yarısını bile aynadaki o yüze çok görürüz. Unuttuğumuz şey şu: Bu hayatta sonuna kadar beraber yaşamak zorunda olduğumuz tek kişi yine kendimiziz. ​ O yüzden bugün bir ara aynanın karşısına geçin. Yüzünüzdeki o küçük çizgiye, günün yorgunluğuna ve zihninizdeki o bitmek bilmeyen "şunu da yanlış yaptım" fısıltılarına rağmen kendinize bir yabancı gibi bakın. İnanın, o yabancı sizi çok sevecek bir sürü neden bulurdu. Şimdi sıra sizde: Kendi kusurlarınıza hafifçe gülümseyin ve kendinizi bir başkasının sizi seveceği o muazzam derinlikle sevmeye başlayın. Çünkü sizden bir tane daha yok...ne mutlu ki yok! ​ Peki ya siz? Bugün dışarıdan bir gözle baksaydınız, kendinizde en çok hangi sessiz inceliğe sarılmak isterdiniz?
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rotayonhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.