BİNLERCE SAATLİK EMEK
“Sen mi gideceksin yurt dışına?”
Ali bu cümleyi ilk duyduğunda gülümsemişti. Çünkü karşısındaki kişi ona inanmıyordu. Aslında sadece o kişi değil, kimse inanmıyordu.
Yıllardır aynı kurumda çalışıyordu. Yoğun nöbetler, bitmeyen mesailer, ay sonunu getirme telaşı... Hayat, bir döngü içinde akıp gidiyordu. Bir gün sosyal medyada yurt dışında çalışan meslektaşlarının hikâyelerini gördü.
Daha iyi çalışma koşulları.
İnsanca dinlenme süreleri.
Mesleğe duyulan saygı.
Ve emeğin karşılığını alabilmek...
O gün içinde küçük bir kıvılcım yandı.
“Acaba ben de yapabilir miyim?”
Bu soruyu çevresindeki insanlara sorduğunda aldığı cevaplar cesaret vermekten çok uzaktı.
"Bu yaştan sonra zor."
"Dil öğrenmek kolay mı sanıyorsun?"
"Binlerce kişi deniyor."
"Boşuna umutlanma."
"Sen burada düzenini bozma."
İnsanların çoğu başarısızlıktan korktuğu için başkalarının hayallerine de mesafeli yaklaşır.
Ali yine de başladı.
Nöbetten çıkıyor, birkaç saat uyuyup dil kursuna gidiyordu.
Bazen kelimeler birbirine karışıyordu.
Bazen konuşurken hata yapmaktan utanıyordu.
Bazen deneme sınavlarının sonuçlarına bakıp ağlamak istiyordu.
Ama ertesi gün yine masanın başına oturuyordu.
Aylar geçti.
Arkadaşları hafta sonu gezerken o evdeydi.
Yeni kıyafet almak yerine sınav ücretlerini ödüyordu.
Tatillerini kitapların arasında geçiriyordu.
Çünkü bazı hedefler sadece zaman istemez.
Konforundan vazgeçmeni de ister.
Sonra ilk sınav geldi.
Başarısız oldu.
Aylarca verdiği emeğin tek bir sonuç kâğıdında eriyip gitmesi canını yakmıştı.
Çevresindekiler hemen ortaya çıktı.
"Demiştik."
"Olmuyorsa zorlamanın anlamı yok."
"Belki de kaderinde yoktur."
O gece uzun süre sessizce oturdu.
Vazgeçmek ile devam etmek arasında kaldı.
Sonra masanın üzerindeki kitapları topladı ve yeniden çalışmaya başladı.
Çünkü bazen insanın en büyük başarısı düştükten sonra tekrar kalkabilmesidir.
Bir yıl sonra sınava yeniden girdi.
Bu kez geçti.
Ardından denklik işlemleri, evraklar, görüşmeler ve bekleyişler başladı.
Her aşama ayrı bir mücadeleydi.
Ve bir sabah telefonuna gelen e-postayı açtı.
İş teklifi kabul edilmişti.
O gün elindeki kahve soğudu.
Dakikalarca ekrana baktı.
Yıllardır kurduğu hayal birkaç satırlık bir yazıya dönüşmüştü.
Aylar sonra uçağa bindiğinde yanında sadece bir valiz vardı.
Ama görünmeyen başka şeyler de taşıyordu.
Uykusuz geceleri...
Vazgeçmediği günleri...
Kimsenin görmediği gözyaşlarını...
Ve kendisine inanmadıkları halde yürümeye devam ettiği yolları...
Uçak havalandığında aşağıda küçülen şehre baktı.
Aklına yıllar önce duyduğu o cümle geldi.
"Sen yapamazsın."
Gülümsedi.
Çünkü bazı başarılar bir sınavı geçmek değildir.
Bazı başarılar, insanların çizdiği sınırların dışına çıkabilmektir.
Ve bazen bir insanın elindeki en büyük zafer, pasaportundaki damga değil; aynaya baktığında gördüğü kişiye duyduğu saygıdır.
Çünkü o kişi artık şunu biliyordur;
Hayaller, onlara inananların değil; onlar için bedel ödemeyi göze alanların gerçeği olur.
Ekleme
Tarihi: 09 Haziran 2026 -Salı
BİNLERCE SAATLİK EMEK
“Sen mi gideceksin yurt dışına?”
Ali bu cümleyi ilk duyduğunda gülümsemişti. Çünkü karşısındaki kişi ona inanmıyordu. Aslında sadece o kişi değil, kimse inanmıyordu.
Yıllardır aynı kurumda çalışıyordu. Yoğun nöbetler, bitmeyen mesailer, ay sonunu getirme telaşı... Hayat, bir döngü içinde akıp gidiyordu. Bir gün sosyal medyada yurt dışında çalışan meslektaşlarının hikâyelerini gördü.
Daha iyi çalışma koşulları.
İnsanca dinlenme süreleri.
Mesleğe duyulan saygı.
Ve emeğin karşılığını alabilmek...
O gün içinde küçük bir kıvılcım yandı.
“Acaba ben de yapabilir miyim?”
Bu soruyu çevresindeki insanlara sorduğunda aldığı cevaplar cesaret vermekten çok uzaktı.
"Bu yaştan sonra zor."
"Dil öğrenmek kolay mı sanıyorsun?"
"Binlerce kişi deniyor."
"Boşuna umutlanma."
"Sen burada düzenini bozma."
İnsanların çoğu başarısızlıktan korktuğu için başkalarının hayallerine de mesafeli yaklaşır.
Ali yine de başladı.
Nöbetten çıkıyor, birkaç saat uyuyup dil kursuna gidiyordu.
Bazen kelimeler birbirine karışıyordu.
Bazen konuşurken hata yapmaktan utanıyordu.
Bazen deneme sınavlarının sonuçlarına bakıp ağlamak istiyordu.
Ama ertesi gün yine masanın başına oturuyordu.
Aylar geçti.
Arkadaşları hafta sonu gezerken o evdeydi.
Yeni kıyafet almak yerine sınav ücretlerini ödüyordu.
Tatillerini kitapların arasında geçiriyordu.
Çünkü bazı hedefler sadece zaman istemez.
Konforundan vazgeçmeni de ister.
Sonra ilk sınav geldi.
Başarısız oldu.
Aylarca verdiği emeğin tek bir sonuç kâğıdında eriyip gitmesi canını yakmıştı.
Çevresindekiler hemen ortaya çıktı.
"Demiştik."
"Olmuyorsa zorlamanın anlamı yok."
"Belki de kaderinde yoktur."
O gece uzun süre sessizce oturdu.
Vazgeçmek ile devam etmek arasında kaldı.
Sonra masanın üzerindeki kitapları topladı ve yeniden çalışmaya başladı.
Çünkü bazen insanın en büyük başarısı düştükten sonra tekrar kalkabilmesidir.
Bir yıl sonra sınava yeniden girdi.
Bu kez geçti.
Ardından denklik işlemleri, evraklar, görüşmeler ve bekleyişler başladı.
Her aşama ayrı bir mücadeleydi.
Ve bir sabah telefonuna gelen e-postayı açtı.
İş teklifi kabul edilmişti.
O gün elindeki kahve soğudu.
Dakikalarca ekrana baktı.
Yıllardır kurduğu hayal birkaç satırlık bir yazıya dönüşmüştü.
Aylar sonra uçağa bindiğinde yanında sadece bir valiz vardı.
Ama görünmeyen başka şeyler de taşıyordu.
Uykusuz geceleri...
Vazgeçmediği günleri...
Kimsenin görmediği gözyaşlarını...
Ve kendisine inanmadıkları halde yürümeye devam ettiği yolları...
Uçak havalandığında aşağıda küçülen şehre baktı.
Aklına yıllar önce duyduğu o cümle geldi.
"Sen yapamazsın."
Gülümsedi.
Çünkü bazı başarılar bir sınavı geçmek değildir.
Bazı başarılar, insanların çizdiği sınırların dışına çıkabilmektir.
Ve bazen bir insanın elindeki en büyük zafer, pasaportundaki damga değil; aynaya baktığında gördüğü kişiye duyduğu saygıdır.
Çünkü o kişi artık şunu biliyordur;
Hayaller, onlara inananların değil; onlar için bedel ödemeyi göze alanların gerçeği olur.
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.