Hülya Ölçücüoğlu
Köşe Yazarı
Hülya Ölçücüoğlu
 

KAPIDAKİ EŞİK

​ Belki de her şey kapılardaki eşiklerin ortadan kalkmasıyla başlamıştır. ​Eski evleri hatırlayın; kapıdan içeri adım atmadan önce durduğunuz, dışarıdaki çamuru, gürültüyü ve kavgayı geride bıraktığınız o ahşap eşikleri… Eşik, sadece iki mekânı ayıran bir tahta parçası değildi. Bir sınırdı; mahremiyetin, saygının ve en önemlisi "içeriye" geçişin simgesiydi. İnsanlar önce kapılarındaki eşikleri söktü, sonra zihinlerindekini. Ve nihayetinde, kendi eşiklerini unuttular. ​ Bugün günümüz insanının yaşadığı o büyük savrulmaya, dönüp bir de bu pencereden bakın. Her şeyin sonsuz bir akış içinde olduğu, sınırların silindiği, "iç" ile "dış" arasındaki çizginin buharlaştığı bir çağdayız. Yaşamlarımızdaki her değişiklik,sosyal medyada mahremiyetin teşhirine dönüşen ilişkiler, evimizle işimiz arasındaki çizginin yok oluşu, bir fikirden diğerine hevesle atlayıp hiçbirinde derinleşemeyişimiz; tek bir kök nedene dayanıyor: Eşiksizlik. ​ Geleneksel mimariden silinen o küçük yükselti, aslında modern hayatın en büyük trajedisini özetliyor. Dışarıdaki hayatı içeriye taşımak artık sadece bir tık ötemizde. Dışarıda bırakmamız gereken ne varsa, artık ruhumuzun tam ortasında duruyor. Çünkü zihnimizin kapısında durup "Burada bir dur, içeriye öyle gir" diyecek bir eşiğimiz kalmadı. ​ Değişimi hep dışarıda, teknolojide, hızlı yaşayan dünyada arıyoruz. Oysa hayatımızdaki her radikal dönüşüm, aslında bir iç sınır kaybıdır. Kendine bir sınır çizemeyen insan, başkalarının çizdiği sınırların içinde kaybolmaya mahkûmdur. İletişimin bu kadar kolaylaştığı ama yalnızlığın tavan yaptığı bu çağda, birbirimizin alanına fütursuzca dalıyoruz; çünkü hürmet etmemiz gereken eşikleri çoktan unuttuk. ​ Hepsinden ötesi; en zor kapı, insanın kendi içindeki eşiktir. O kapının ardına geçmek cesaret ister. Kendi içinizdeki eşiğe oturup kendinizle yüzleşmek, o karanlık ve sessiz koridora adım atmak zor gelir. Bu yüzden modern insan, kendi içindeki eşiği atlamak yerine, sürekli dışarıdaki kalabalıkların peşinden koşuyor. İçeriye girmekten korktuğu için, kapının önündeki gürültüde ömür tüketiyor. ​ Belki de iyileşmek, kaybettiğimiz o eşikleri yeniden inşa etmekle başlayacak. Telefonu kapatıp kendi sesimizi dinlediğimiz anlarda, "hayır" diyebildiğimiz sınırlarda ve eve girerken dışarıdaki dünyayı ayakkabılarımızla birlikte kapının dışında bırakabildiğimizde o eşiği yeniden hatırlayacağız. ​Çünkü kendi eşiğini bulan insan, dünyadaki hiçbir fırtınada kaybolmaz. Peki! Siz kendi eşiğinizi ne kadar unuttunuz?
Ekleme Tarihi: 29 Temmuz 2026 -Çarşamba

KAPIDAKİ EŞİK

​ Belki de her şey kapılardaki eşiklerin ortadan kalkmasıyla başlamıştır. ​Eski evleri hatırlayın; kapıdan içeri adım atmadan önce durduğunuz, dışarıdaki çamuru, gürültüyü ve kavgayı geride bıraktığınız o ahşap eşikleri… Eşik, sadece iki mekânı ayıran bir tahta parçası değildi. Bir sınırdı; mahremiyetin, saygının ve en önemlisi "içeriye" geçişin simgesiydi. İnsanlar önce kapılarındaki eşikleri söktü, sonra zihinlerindekini. Ve nihayetinde, kendi eşiklerini unuttular. ​ Bugün günümüz insanının yaşadığı o büyük savrulmaya, dönüp bir de bu pencereden bakın. Her şeyin sonsuz bir akış içinde olduğu, sınırların silindiği, "iç" ile "dış" arasındaki çizginin buharlaştığı bir çağdayız. Yaşamlarımızdaki her değişiklik,sosyal medyada mahremiyetin teşhirine dönüşen ilişkiler, evimizle işimiz arasındaki çizginin yok oluşu, bir fikirden diğerine hevesle atlayıp hiçbirinde derinleşemeyişimiz; tek bir kök nedene dayanıyor: Eşiksizlik. ​ Geleneksel mimariden silinen o küçük yükselti, aslında modern hayatın en büyük trajedisini özetliyor. Dışarıdaki hayatı içeriye taşımak artık sadece bir tık ötemizde. Dışarıda bırakmamız gereken ne varsa, artık ruhumuzun tam ortasında duruyor. Çünkü zihnimizin kapısında durup "Burada bir dur, içeriye öyle gir" diyecek bir eşiğimiz kalmadı. ​ Değişimi hep dışarıda, teknolojide, hızlı yaşayan dünyada arıyoruz. Oysa hayatımızdaki her radikal dönüşüm, aslında bir iç sınır kaybıdır. Kendine bir sınır çizemeyen insan, başkalarının çizdiği sınırların içinde kaybolmaya mahkûmdur. İletişimin bu kadar kolaylaştığı ama yalnızlığın tavan yaptığı bu çağda, birbirimizin alanına fütursuzca dalıyoruz; çünkü hürmet etmemiz gereken eşikleri çoktan unuttuk. ​ Hepsinden ötesi; en zor kapı, insanın kendi içindeki eşiktir. O kapının ardına geçmek cesaret ister. Kendi içinizdeki eşiğe oturup kendinizle yüzleşmek, o karanlık ve sessiz koridora adım atmak zor gelir. Bu yüzden modern insan, kendi içindeki eşiği atlamak yerine, sürekli dışarıdaki kalabalıkların peşinden koşuyor. İçeriye girmekten korktuğu için, kapının önündeki gürültüde ömür tüketiyor. ​ Belki de iyileşmek, kaybettiğimiz o eşikleri yeniden inşa etmekle başlayacak. Telefonu kapatıp kendi sesimizi dinlediğimiz anlarda, "hayır" diyebildiğimiz sınırlarda ve eve girerken dışarıdaki dünyayı ayakkabılarımızla birlikte kapının dışında bırakabildiğimizde o eşiği yeniden hatırlayacağız. ​Çünkü kendi eşiğini bulan insan, dünyadaki hiçbir fırtınada kaybolmaz. Peki! Siz kendi eşiğinizi ne kadar unuttunuz?
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rotayonhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.