Kimi insan vardır…
Girdiği ortamın ışığını değiştirir.
Bir cümle kurar ve insanın içinde yıllardır kapalı duran bir pencere açılır.
Bazılarıysa tam tersidir; sessizce gelirler ve insanın içindeki bütün renkleri alıp giderler.
Çünkü insanın ruhu aslında bir festival alanıdır.
Kalabalık… karmaşık… müzikli… yaralı… umutlu…
Ve herkes o alana giremez.
Biz çoğu zaman hayatı dışarıda sanıyoruz.
Konserlerde, kalabalıklarda, kutlamalarda, ışıklı sokaklarda…
Oysa en büyük festival insanın kendi içinde kopuyor.
Bir yanımız çocuklar gibi koşup eğlenmek isterken,
diğer yanımız yıllardır kapanmayan yaraların başında nöbet tutuyor.
İçimizde aynı anda hem lunapark dönüyor
hem de terk edilmiş bir şehir sessizliği yaşanıyor. Kimse bunu anlatmıyor.
Çünkü insanlar artık iyi görünmeye çalışmaktan, gerçek hislerini yaşamayı unuttu.
Sürekli güçlü görünmek zorundaymışız gibi...
Sürekli mutluymuşuz gibi… Sürekli her şeyi çözmüşüz gibi…
Oysa bazı geceler insanın içinde davullar çalar. Geçmiş konuşur.
Özlem bağıra bağıra şarkı söyler. Kırgınlık sahneye çıkar.
Ve en arkada küçücük bir umut, elinde maytapla bekler.
İşte ruhumuzdaki festival tam da budur. Bir yanımız gitmek ister…
Bir yanımız kalmak. Bir yanımız affetmek ister…
Diğeri “bir daha asla” diye bağırır.
Ne garip… İnsan en kalabalık savaşlarını sessiz yaşar. Ve bazen hayatımıza biri girer.
Öyle biri ki… İçimizde yıllardır kapalı duran o festival alanının elektrikleri yeniden yanar.
Uzun zamandır susan şarkılar çalmaya başlar.
İnsan yeniden gülmeyi hatırlar.
Ama mesele aşk değildir sadece. Mesele “yeniden hissedebilmektir.”
Çünkü modern dünyanın en büyük yalnızlığı, tek başına olmak değil; hissetmeden yaşamaktır.
Artık insanlar kahve içiyor ama tadını almıyor.
Tatile gidiyor ama dinlenmiyor.
Aşık oluyor ama teslim olmuyor. Gülümsüyor ama içi hiç açmıyor.
Ruhlarımız yorgun çünkü sürekli performans halindeyiz.
Sanki herkes görünmez bir sahnede rol kesiyor.
Ve en kötüsü ne biliyor musunuz?
İnsan bir süre sonra kendi sesini bile unutuyor.
İşte bu yüzden bazen durmak gerekir.
Kalabalıktan çıkıp kendi içine yürümek…
Kendi ruhundaki o festivale gitmek gerekir.
Orada hala dans eden bir çocuk olabilir. Hala inanan bir kadın…
Hala vazgeçmemiş bir adam…
Belki de insanın gerçek iyileşmesi; kendini yeniden duyduğu anda başlar.
Çünkü ruh dediğimiz şey susturulmak için yaratılmadı.
O; hissetsin, taşsın, yansın, sevinsin diye var. Ve kim ne derse desin…
İnsanın içinde hala biraz müzik çalıyorsa, hayat tamamen bitmemiştir.
Peki ya sen! Senin içinde hangi müzik çalıyor?