İÇİMİZDEKİ PROKRUSTES
Yunan mitolojisinde bir adam vardı. Prokrustes...
Yoldan geçenleri evine davet eder, onlara “misafirperverlik” sunardı. Sonra da onları demir yatağına yatırırdı. Eğer yolcu yataktan uzunsa bacaklarını keserdi. Kısaysa, uzayana kadar gererdi. Ama asıl dehşet yatağın ölçüsü değil, herkesin aynı ölçüye zorlanmasıydı.
Bugün Prokrustes bir mit değil. O bazen bir iş yerinde karşımıza çıkıyor. Bazen bir ilişkide. Bazen bir aile sofrasında. Bazen de kendi iç sesimizde. Ve bazen… en can yakan yerde çıkar karşımıza. Dost bildiğimiz birinin yüzünde.
Bazı insanlar vardır; seni sevmezler aslında, seni kendilerine benzetmek isterler. Sen onların konfor alanına sığdığın sürece makbulsündür. Fazla konuşursan törpülenirsin. Fazla hayal kurarsan küçümsenirsin. Fazla susarsan “soğuk” ilan edilirsin. Ama asıl kırılma şuradadır;
Çıkarlarına uyduğun sürece “canım”,
Uyumadığın anda “yok hükmünde” olursun.
Dostluk sandığın şey bir anda görünmezliğe dönüşür.
Seni eleştiren değil; seni silen bir tavırla karşılaşırsın.
Telefonların susar. Mesajlar cevapsız kalır. Aynı masada yerin daralır.
Çünkü sen artık onların yatağına sığmıyorsundur.
Onların düzenini desteklediğin sürece varsındır.
Sorguladığında, sınır koyduğunda ya da kendi yoluna yürüdüğünde fazlalık ilan edilirsin.
İşte Prokrustes’in en modern hali budur:
Kesmek yerine yok saymak.
Uzatmak yerine silmek.
Daha kötüsü şu;
Zamanla o hainlik dışarıdan içeri sızar. İnsan, kendine Prokrustes olur.
“Bu kadar duygusal olma.”
“Bu yaşta böyle mi davranılır?”
“Biraz daha normal ol.”
“Fazla hayalperestsin.”
Kendi bacaklarını kendin kesmeye başlarsın.
Kendi boyunu kendin kısaltırsın.
Yeter ki sığ.
Yeter ki kabul edil.
Oysa mesele uyum değil, mesele tahakkümdür.
Prokrustes’in hainliği, ölçüsünü doğru sanmasındadır. Kendi yatağını evrensel gerçek ilan etmesindedir. Farklı olanı düzeltilecek bir hata gibi görmesindedir. Ve en trajik olanı; bunu çoğu zaman “iyilik” ambalajıyla yapmasındadır.
“Senin iyiliğin için söylüyorum.”
“Ben seni düşünüyorum.”
“Hayat böyle, alışacaksın.”
İnsan ruhu, kesilmek için yaratılmadı.
Uzatılmak için de değil.
Her ruhun boyu başka.
Her kalbin ölçüsü başka.
Her hikâyenin yatağı başka.
Prokrustes’ler her çağda vardı, var olacak. Ama asıl mesele onları dışarıda tanımak değil; içimizde büyütmemek. Çünkü bir insan başkasını kendi ölçüsüne zorlamaya başladığında, aslında kendi korkusunu savunuyordur. Farklı olan onu tehdit eder. Çeşitlilik onu huzursuz eder. Kontrol edemediğini bastırmak ister.
Ve hainlik tam burada başlar:
Sevgi kılığında kontrol,
İlgi kılığında sınırlama,
Dostluk kılığında çıkar.
O yüzden bazen en büyük devrim şudur;
Kimsenin yatağına uzanmamak.
Ve kimseyi kendi yatağına zorlamamak.
Ve belki de en önemlisi;
Seni çıkarına göre sevenleri kaybetmeyi göze almak.
İnsan insanı olduğu gibi bırakabildiğinde, mitolojiler huzura kavuşur.
Aksi halde her evin içinde küçük bir demir yatak vardır.
Ve birileri mutlaka kesilir.
Ya da sessizce silinir.
Ekleme
Tarihi: 10 Şubat 2026 -Salı
İÇİMİZDEKİ PROKRUSTES
Yunan mitolojisinde bir adam vardı. Prokrustes...
Yoldan geçenleri evine davet eder, onlara “misafirperverlik” sunardı. Sonra da onları demir yatağına yatırırdı. Eğer yolcu yataktan uzunsa bacaklarını keserdi. Kısaysa, uzayana kadar gererdi. Ama asıl dehşet yatağın ölçüsü değil, herkesin aynı ölçüye zorlanmasıydı.
Bugün Prokrustes bir mit değil. O bazen bir iş yerinde karşımıza çıkıyor. Bazen bir ilişkide. Bazen bir aile sofrasında. Bazen de kendi iç sesimizde. Ve bazen… en can yakan yerde çıkar karşımıza. Dost bildiğimiz birinin yüzünde.
Bazı insanlar vardır; seni sevmezler aslında, seni kendilerine benzetmek isterler. Sen onların konfor alanına sığdığın sürece makbulsündür. Fazla konuşursan törpülenirsin. Fazla hayal kurarsan küçümsenirsin. Fazla susarsan “soğuk” ilan edilirsin. Ama asıl kırılma şuradadır;
Çıkarlarına uyduğun sürece “canım”,
Uyumadığın anda “yok hükmünde” olursun.
Dostluk sandığın şey bir anda görünmezliğe dönüşür.
Seni eleştiren değil; seni silen bir tavırla karşılaşırsın.
Telefonların susar. Mesajlar cevapsız kalır. Aynı masada yerin daralır.
Çünkü sen artık onların yatağına sığmıyorsundur.
Onların düzenini desteklediğin sürece varsındır.
Sorguladığında, sınır koyduğunda ya da kendi yoluna yürüdüğünde fazlalık ilan edilirsin.
İşte Prokrustes’in en modern hali budur:
Kesmek yerine yok saymak.
Uzatmak yerine silmek.
Daha kötüsü şu;
Zamanla o hainlik dışarıdan içeri sızar. İnsan, kendine Prokrustes olur.
“Bu kadar duygusal olma.”
“Bu yaşta böyle mi davranılır?”
“Biraz daha normal ol.”
“Fazla hayalperestsin.”
Kendi bacaklarını kendin kesmeye başlarsın.
Kendi boyunu kendin kısaltırsın.
Yeter ki sığ.
Yeter ki kabul edil.
Oysa mesele uyum değil, mesele tahakkümdür.
Prokrustes’in hainliği, ölçüsünü doğru sanmasındadır. Kendi yatağını evrensel gerçek ilan etmesindedir. Farklı olanı düzeltilecek bir hata gibi görmesindedir. Ve en trajik olanı; bunu çoğu zaman “iyilik” ambalajıyla yapmasındadır.
“Senin iyiliğin için söylüyorum.”
“Ben seni düşünüyorum.”
“Hayat böyle, alışacaksın.”
İnsan ruhu, kesilmek için yaratılmadı.
Uzatılmak için de değil.
Her ruhun boyu başka.
Her kalbin ölçüsü başka.
Her hikâyenin yatağı başka.
Prokrustes’ler her çağda vardı, var olacak. Ama asıl mesele onları dışarıda tanımak değil; içimizde büyütmemek. Çünkü bir insan başkasını kendi ölçüsüne zorlamaya başladığında, aslında kendi korkusunu savunuyordur. Farklı olan onu tehdit eder. Çeşitlilik onu huzursuz eder. Kontrol edemediğini bastırmak ister.
Ve hainlik tam burada başlar:
Sevgi kılığında kontrol,
İlgi kılığında sınırlama,
Dostluk kılığında çıkar.
O yüzden bazen en büyük devrim şudur;
Kimsenin yatağına uzanmamak.
Ve kimseyi kendi yatağına zorlamamak.
Ve belki de en önemlisi;
Seni çıkarına göre sevenleri kaybetmeyi göze almak.
İnsan insanı olduğu gibi bırakabildiğinde, mitolojiler huzura kavuşur.
Aksi halde her evin içinde küçük bir demir yatak vardır.
Ve birileri mutlaka kesilir.
Ya da sessizce silinir.
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.