Hülya Ölçücüoğlu
Köşe Yazarı
Hülya Ölçücüoğlu
 

YAZMASAYDIM DELİ OLACAKTIM

Mira’nın elleri her zaman biraz titrerdi. Sadece soğuktan değil, sanki içinde biriken kelimeler, çıkacak yer bulamayınca parmak uçlarından taşmaya çalışıyormuş gibi. İnsanlara göre "aşırı duyarlı", ona göre ise "fazlasıyla çiğ" bir kalbi vardı. O yüzden kimseye kolay kolay yaklaşamaz, yaklaşınca da fazlalığını saklamak için gülümsemeye sığınırdı.   Günün birinde, bu gülümseme de işe yaramaz oldu. İçindeki sesler, kelimeler, sızılar… hepsi büyüyordu. Mira kendine ait olmayan bir hayatın içinde soluyormuş gibi hissediyordu. Gündüzleri bir çağrı merkezinde çalışıyor, aynı cümleyi bazen yüzlerce kez tekrarlıyordu: “Size başka nasıl yardımcı olabilirim?” Oysa kendi iç sesi ona hiçbir şekilde yardımcı olmuyordu.    Her akşam eve dönerken otobüs camlarından dışarı bakan insanların yüzleri bile ona hikâye fısıldardı. Bir anne telaşı, yaşlı bir adamın bakışı, bir gencin boğduğu iç çekiş… Hepsini hisseder, içine çeker ama hiçbirini dışarı çıkaramazdı.Sait Faik'in de dediği gibi; “Milyonluk şehirlerde de yaşasa, insanoğlunun içinde yalnızlık, kendi içine çekilme, sinme günleri doludur."     Mira yazıyordu. Yazmayı bir hobi gibi değil, nefes almak gibi yapıyordu. Yazmadığı günlerde kalbi kasılır, nefesi daralır, aynadaki yüzü tanıdık olmaktan çıkardı. Sanki kelimeler vücudunda birikiyor ve dışarı çıkmak için kaburgalarına vuruyordu.      Bir gece, elektrikler kesildi. Şehrin içi boşalmış bir kutu gibi sessizdi. Mira masanın üzerindeki defterine uzandı. Kalemi eline aldığında kelimeler birden dökülmeye başladı. Bu kez farklıydı;Kelimeler onun değil, onun içindeki yaralı kızın sesiydi. “Beni gör” diyordu o ses. “Sen beni sakladıkça daha da büyüyorum.” Mira durdu. “Sen kimsin?” diye fısıldadı, kimse duymadı. Cevap kalemin ucundan geldi: “Ben, susturdukların.”      Çocukluğunun kapıları aralandı. Annesinin evdeki sessiz bağırışları, babasının yokluğu, okulda hep biraz kenarda bırakılmışlık duygusu… Mira hiçbir zaman travmanın adını koyacak biriyle konuşmamıştı. Hep susturmuştu. Başkalarının duygularına yer açarken kendi kırıklarına yer bırakmamıştı.     O gece, yıllardır ilk kez kendi gerçeğine yöneldi. Yazdıkça içindeki ağırlık yer değiştiriyor, kelimeler kâğıda indikçe hafifliyordu. Mira ilk kez şunu fark etti; Yazdıkça delirmiyor, yazmadıkça deliriyordu.     Ertesi sabah işe gitmedi. Sanki koltukta bıraktığı boş çanta onun hayaletiydi, o ise hayatının dışına ilk kez böyle cesurca çıkıyordu. Sahile yürüdü. Deniz, kışın ortasında bile narin bir şefkatle dalgalanıyordu. Mira cebinden defterini çıkardı.Bir sayfaya tek bir cümle yazdı: “Kendimi duymaya geliyorum.”     Sonra ilk kez içi boş olmayan bir nefes aldı. Çünkü anlamıştı; Yazmak onun için bir tercihten çok bir hayatta kalma refleksiydi.İnsanlar sporla rahatlar, müzikle arınır, bazısı uyuyarak kaçar… Mira kelimelerle kendini tamir ediyordu. İçine bastırdığı bütün kadınlar, küçük Mira, ergen Mira, sessiz Mira, korkan Mira, hepsi onun kaleminden doğan cümlelerde kendine yer buluyordu.     Aylar geçti. Mira yazdıkça, yazı onu değiştirdikçe artık başka biri olmuştu. Daha cesur, daha çıplak, daha canlı biri. Hikâyelerini paylaşmaya başladı. Ona “Nasıl bu kadar derinden yazıyorsun?” diye soranlara hep aynı cevabı verdi: “Yazmasaydım, delirirdim.”    Bu sadece bir cümle değil, onun yaşam gerçeğiydi. Çoğu insan gerçeğini gizler; Mira onu kâğıda döktükçe iyileşiyordu.Bir gün kapısına bir mektup geldi. Tanımadığı birinden. “Yazıların beni hayatta tuttu. Kendimi ilk kez yalnız hissetmedim,” diyordu mektuptaki satırlar.    Mira uzun süre mektuba baktı.Sonra gülümsedi. Bu sefer gülümsemesi sahte bir perde değil, içinden yükselen bir ışığın dışarı süzülmesiydi. Artık biliyordu; Yazmak yalnızca kendi aklını kurtarmıyor, başkalarının karanlıklarını da aydınlatıyordu. Ve Mira, belki de ilk kez, kelimelerin sadece onu değil…dünyayı da delirmekten koruduğunu hissetti.
Ekleme Tarihi: 05 Mart 2026 -Perşembe

YAZMASAYDIM DELİ OLACAKTIM

Mira’nın elleri her zaman biraz titrerdi. Sadece soğuktan değil, sanki içinde biriken kelimeler, çıkacak yer bulamayınca parmak uçlarından taşmaya çalışıyormuş gibi. İnsanlara göre "aşırı duyarlı", ona göre ise "fazlasıyla çiğ" bir kalbi vardı. O yüzden kimseye kolay kolay yaklaşamaz, yaklaşınca da fazlalığını saklamak için gülümsemeye sığınırdı.
  Günün birinde, bu gülümseme de işe yaramaz oldu. İçindeki sesler, kelimeler, sızılar… hepsi büyüyordu. Mira kendine ait olmayan bir hayatın içinde soluyormuş gibi hissediyordu. Gündüzleri bir çağrı merkezinde çalışıyor, aynı cümleyi bazen yüzlerce kez tekrarlıyordu:
“Size başka nasıl yardımcı olabilirim?”
Oysa kendi iç sesi ona hiçbir şekilde yardımcı olmuyordu.
   Her akşam eve dönerken otobüs camlarından dışarı bakan insanların yüzleri bile ona hikâye fısıldardı. Bir anne telaşı, yaşlı bir adamın bakışı, bir gencin boğduğu iç çekiş… Hepsini hisseder, içine çeker ama hiçbirini dışarı çıkaramazdı.Sait Faik'in de dediği gibi; “Milyonluk şehirlerde de yaşasa, insanoğlunun içinde yalnızlık, kendi içine çekilme, sinme günleri doludur."
    Mira yazıyordu. Yazmayı bir hobi gibi değil, nefes almak gibi yapıyordu. Yazmadığı günlerde kalbi kasılır, nefesi daralır, aynadaki yüzü tanıdık olmaktan çıkardı. Sanki kelimeler vücudunda birikiyor ve dışarı çıkmak için kaburgalarına vuruyordu.
     Bir gece, elektrikler kesildi. Şehrin içi boşalmış bir kutu gibi sessizdi. Mira masanın üzerindeki defterine uzandı. Kalemi eline aldığında kelimeler birden dökülmeye başladı. Bu kez farklıydı;Kelimeler onun değil, onun içindeki yaralı kızın sesiydi.
“Beni gör” diyordu o ses.
“Sen beni sakladıkça daha da büyüyorum.”
Mira durdu. “Sen kimsin?” diye fısıldadı, kimse duymadı.
Cevap kalemin ucundan geldi:
“Ben, susturdukların.”
     Çocukluğunun kapıları aralandı. Annesinin evdeki sessiz bağırışları, babasının yokluğu, okulda hep biraz kenarda bırakılmışlık duygusu… Mira hiçbir zaman travmanın adını koyacak biriyle konuşmamıştı. Hep susturmuştu. Başkalarının duygularına yer açarken kendi kırıklarına yer bırakmamıştı.
    O gece, yıllardır ilk kez kendi gerçeğine yöneldi. Yazdıkça içindeki ağırlık yer değiştiriyor, kelimeler kâğıda indikçe hafifliyordu. Mira ilk kez şunu fark etti; Yazdıkça delirmiyor, yazmadıkça deliriyordu.
    Ertesi sabah işe gitmedi. Sanki koltukta bıraktığı boş çanta onun hayaletiydi, o ise hayatının dışına ilk kez böyle cesurca çıkıyordu. Sahile yürüdü. Deniz, kışın ortasında bile narin bir şefkatle dalgalanıyordu. Mira cebinden defterini çıkardı.Bir sayfaya tek bir cümle yazdı:
“Kendimi duymaya geliyorum.”
    Sonra ilk kez içi boş olmayan bir nefes aldı. Çünkü anlamıştı; Yazmak onun için bir tercihten çok bir hayatta kalma refleksiydi.İnsanlar sporla rahatlar, müzikle arınır, bazısı uyuyarak kaçar… Mira kelimelerle kendini tamir ediyordu. İçine bastırdığı bütün kadınlar, küçük Mira, ergen Mira, sessiz Mira, korkan Mira, hepsi onun kaleminden doğan cümlelerde kendine yer buluyordu.
    Aylar geçti. Mira yazdıkça, yazı onu değiştirdikçe artık başka biri olmuştu. Daha cesur, daha çıplak, daha canlı biri. Hikâyelerini paylaşmaya başladı. Ona “Nasıl bu kadar derinden yazıyorsun?” diye soranlara hep aynı cevabı verdi:
“Yazmasaydım, delirirdim.”
   Bu sadece bir cümle değil, onun yaşam gerçeğiydi. Çoğu insan gerçeğini gizler; Mira onu kâğıda döktükçe iyileşiyordu.Bir gün kapısına bir mektup geldi. Tanımadığı birinden.
“Yazıların beni hayatta tuttu. Kendimi ilk kez yalnız hissetmedim,” diyordu mektuptaki satırlar.
   Mira uzun süre mektuba baktı.Sonra gülümsedi. Bu sefer gülümsemesi sahte bir perde değil, içinden yükselen bir ışığın dışarı süzülmesiydi. Artık biliyordu; Yazmak yalnızca kendi aklını kurtarmıyor, başkalarının karanlıklarını da aydınlatıyordu. Ve Mira, belki de ilk kez, kelimelerin sadece onu değil…dünyayı da delirmekten koruduğunu hissetti.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rotayonhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.