Ramazan bitti sanıyorsun.
Oysa biten sadece takvimdeki günler.
İçindeki açlık… hâlâ orada.
Çünkü biz Ramazan’ı çoğu zaman yanlış anlıyoruz.
Aç kalmayı, susuzluğu, sabretmeyi…
Ama asıl olanı ıskalıyoruz:
İçimizde yıllardır doymayan yeri.
İnsan, ekmeksiz kalınca aç olduğunu sanır.
Oysa en derin açlık, görülmemişliktir.
Sevilmemişliktir.
Duyulmamışlıktır.
Ve Ramazan…
Bize bunu fark ettirmek için gelir.
Sofradan önce kalbini kur der sana.
Lokmadan önce niyetini.
Ve susuzluktan önce…
Suskunluğunu.
Bir ay boyunca kendini tuttun.
Belki yemekten, belki öfkeden, belki sözlerden…
Ama şimdi sor kendine:
Gerçekten neyi bıraktın?
Alışkanlıklarını mı, yoksa kendini mi?
Bayram…
Yeni kıyafetler değildir sadece.
Yeni bir “ben”e geçiş kapısıdır.
Ama çoğumuz o kapının önünde durur, tokalaşır, sarılır, güler…
ve eski halimize geri döneriz.
Çünkü değişmek, şeker ikram etmekten daha zordur.
Bayram, aslında bir davettir:
“Artık eski hikâyeni bırak.”
Kırgınlıklarını, içinde büyüttüğün suskun öfkeleri, kendine söylediğin o acımasız cümleleri…
Hepsini bir bir önüne koy ve bak:
Hangisi gerçekten sana ait?
Affetmek denince hep başkaları gelir aklımıza.
Oysa en ağır yük, kendini affetmemektir.
Belki bu bayram…
ilk defa kendine sarılma bayramın olsun.
“Olduğum halimle kabulüm” diyebildiğin.
Çünkü bayram; şekerle tatlanmak değil, yükten hafiflemektir.
Ve insan hafiflediğinde ancak o zaman gerçekten bayram eder.
Şimdi dur.
Bir an gerçekten dur.
Kalbini yokla:
Hâlâ aç mısın?
Eğer cevabın “evet” ise…
bil ki bu bayram sana hâlâ bir şey söylüyor:
“Doyman gereken yer… sofran değil.”
Ve belki de bayramın en derin duası şudur:
Allah’ım…
Bizi karnı doyanlardan değil, kalbi uyananlardan eyle.
Kalbimize huzur, ruhumuza yön ver.
Ve bizi kendimize getiren yollardan ayırma.
Eğitmen/Yazar/Nefes Koçu
Nimet Ünal Mızraklı
@nefesin_de_nimettir
@nisanrain